Bursa Sanayicileri ve İşinsanları Derneği (BUSİAD), kent dinamikleri arasında ayrı bir yere konumlandırdığım sivil yapılar arasında yer alıyor.
Yalnızca bir iş dünyası platformu olarak değil kentin düşünce ve fikir atmosferine de katkılar sunan ‘akıl merkezi’ olarak görüyorum.
O aklı, buyurgan ve egemen bir ‘üst akıl’ tarifinin aksine Bursa ve Bursalılar odaklı ‘müşterek akıl’ şeklinde yorumluyorum.
Ki bu noktada temel referansım; birtakım çıkar ortaklığına dayalı sığ bir vasata sıkışmış tabela dernekçiliğinin ötesinde BUSİAD’ın kamu yararına araştırmalar, analizler ve raporlarla ortaya koyduğu velut karakteridir.
Kim bilir belki de yanılıyorumdur? Şayet öyleyse, göçerliğime verin…
BUSİAD’daBuğra Küçükkayalar’dan başkanlık görevini devralan Fatih Tuncer Hatunoğlu adına iletilen davetle dün akşam Çekirge Toplantısı ve Geleneksel İftar programlarını takip ettim.
BUSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Hatunoğlu’nun salona hitabında kurduğu bağlamı beğendiğim gibi özellikle bir yazılımcı olarak ‘yapay zekâ’ konusundaki şu yorumunu aktarmaya değer buldum:
“…Yapay zekâ insanın yerini almayacak. Aksine, ona uyum sağlayan, onu doğru kullanan insanı daha değerli kılacak.Sanayi devrimlerinin hiçbirinde insan ortadan kalkmadı. Buhar gücü, elektrik, elektronik ve bilgisayar çağı… Her dönüşüm insanı daha ileri bir refaha taşıdı. Bugün de doğru bir bakış açısıyla aynı şeyi yapabiliriz.Ama tek bir şartla:Yapay zekâyı, teknolojiyi, dijitalleşmeyi doğru araçlar olarak görüp, asıl merkeze insanı koyarak.Çünkü insanın iyi duyguları, ortak yaşama bilinci, daha iyi bir dünya kurma arzusu galip gelmedikçe hiçbir teknoloji bizi ileriye taşıyamaz…”
Hatunoğlu’nun konuşması sonrası Acil İhtiyaç Projesi (AİP) Vakfı Kurucu Başkanı Dr. Ebru Nurluoğlu, çalışmaları hakkında bir sunum gerçekleştirdi.
Bu noktada eleştirinin dozunu gaddarlığa vardırmamak adına kelime seçiminde özenli davranmaya çalışacağımın altını çizmek isterim.
Nurluoğlu’nun ‘benlik’ temsili ağır basan sunumunda batı referanslı ‘dünya vatandaşlığı’ çerçevesiyle iyiliğe sınırsızlık atfederek‘Kara KıtaAfrika’ odaklı bir yardımseverlik yaklaşımı sergilemesini pek de sempatik bulmadım.
‘Afrika’daki çocuklar’ elbette ki yardıma muhtaç ve iyiliği hak etmektedir. Fakat biz, bunu hangi argüman ve söylemle yapmalıyız?
Nurluoğlu’nun sunumunda yer tutan ‘batı’ merkezli düşünce temsiliyle mi? Hiç sanmıyorum!
Sizi düşünmeye davet ediyorum…
Hoca Ahmet Yesevi, 12’nci yüzyılda hikmetlerinin ilkinde şöyle diyor:
“…Akıllı isen, gariplerin gönlünü avla
Mustafa gibi ili gezip yetim ara…”
13’üncü yüzyılda Hacı Bektaş-i Veli ‘Benim Kâbe’m insandır’ derken Yunus Emre’nin dileği şuydu:
“…Kimseler garip olmasın
Hasret oduna yanmasın…”
14’üncü yüzyılda Kaygusuz Abdal, 15’inci yüzyılda Hacı Bayram-ı Veli, 16’ncı yüzyılda Pir Sultan Abdal…
Ve nice erenler, bu topraklarımerhamet ve iyilikle mayalarken;Nurluoğlu’nun sunumunda referans aldığı sözde değerleri türeten Batı ise o tarihlerde sömürgecilikle dünyanın kanını emiyordu…
Sonra döndü, bizi ‘barbar, vahşi ve ilkel’ olarak yaftalayıp öylesine kendine inandırdı ki kendimizi unuttuk onun üçüncü sınıf bir taklidine dönüştük…
İyiliğe bir kampanya, bir proje veya bir strateji çerçevesi çizip raporlamak bize göre mi? Peki, iyiliğin istatistiğini tutmak? Hiç sanmıyorum!
Kolonyalist ve emperyalist emellerle posasını çıkardıkları dünya insanlığına elbetteyine biz sahip çıkalım ama bari bu kez kendi değerlerimizle!Batı’nın uyduruk politika ve öğretileriyle değil!
Esasında burada meselem Batı veya Doğu da değil ‘evrensel olana’ dair kendi tanımlarımıza yabancılığımız veya uzaklığımızdır.
İyiliğe sözüm ona derin anlamlar yüklemezden evvel, ölçüsünü bilmek gerek. Töremizde iyiliğin bir ölçüsü de edeptir. Edep bir güzel hal ki kendini bilmektir…
Bursa iş dünyasının, iyilik ve yardımseverliğe dair Nurluoğlu’nun öykündüğü ve önerdiği tezlerden ilham alacak noktada olduğunu düşünmüyorum.
BUSİAD’ı, ‘Kökleri bu topraklara sıkı sıkıya bağlı bir çınar…’ şeklinde niteleyen Hatunoğlu, konuşmasında yeşil, dijital ve toplumsal olarak üç dönüşümden bahsederken şöyle dedi:
“…en kritik başlık toplumsal dönüşümdür. Çünkü teknoloji ancak onu doğru anlayan, doğru kullanan insanla anlam kazanır.Bilimsel aklı rehber edinen, üretimin değerini bilen, yenilikçi, sorumluluk sahibi, empati kurabilen, insan olmanın erdemini kaybetmeyen bir toplum için çalışıyoruz…”
Umarım Hatunoğlu’nun bahsettiği dönüşüm, kodları itibarıyla toplum adına yeni bir benlik yitimi vaat etmiyordur. Merkeze koymamız gereken insan hangisidir?
Kökleriyle barışık olanlara saygıyla…