Geçmiş zaman, diye bir şey var...

Geçmişe duyulan özlem, geçmişin izinde bir yaşam...

Günler öncesinden heyecanla beklediğim bayram sabahlarına uyanmayalı kaç bayram oldu bilmiyorum. Her şeyin zamanında sevdiklerinle güzelliği diye bir şey varmış, zaman onu da öğretti bana.

Başucumda kırmızı papuçlarım, rengarenk tokalarım, tütülü eteğimle bayram sabahına uyandığım günleri buruk bir üzüntüyle hatırlıyorum. Odama sinem kızarmış ekmek kokusuyla güne başladığım, içimdeki çocuk neşesiyle evin koridorlarında koşuşturduğum o günler her bayram arefesinde ezberimde...

Şimdi her şey eskide kaldı. Her şey siyah beyaz bir fotoğraf misali viran olmuş bir evin duvarında asılı kaldı.

Ömrüm boyunca burnumun direğinin sızlayacağını bildiğim bayramları karşılıyorum. İnsanın sevdikleri yanınca olmayınca eksik kalıyormuş bir yanın, ne yaparsan yap tamamlanamıyormuş diğer yarın.

Bir varmış, bir yokmuş gibi...

Bir rüyaymış gibi...

Güz mevsiminde bir tepenin başında hiçbir şeyden habersizce çocuklar gibi şen şakrak olduğum o kız çocuğunu özlüyorum. O kız çocuğundan şimdilerde eser yok. Dünya gerçek ile yalan arasında sır olmuş, yüreğinin derinliklerinde bir dert yuva kurmuş içine içine işliyor. Dağa, taşa derdi anlatsam nafile... Oturup bir köşeye sessiz sedasız ağlasam ne fayda?

Bayramların tadı yok, o kız çocuğunun eski neşesi yok.

Bayram sabahı herkes annesinin evini tutarken ben ise aklımda kalan gülüşlerinle birlikte uzun bir yolculuğa çıktım. Sana geliyormuş gibi iki göğüs aramda sevginle ince uzun yolda ilerliyorum. Senin sevdiğin şarkıları listenin en başına aldım. Yok, boyu tarlaların izini sürüyorum. Gelincik tarlası beliriyor yol kenarında. Birlikte topladığımız gelincik tarlalarının aynısı... Göz kamaştırıcı kırmızı rengi ile gelincikler gözümü alıyor. Bir tek kokusu aynı değil. Kokusu sen gibi değil...

Lider Gazete 777 X 510 Piksel 2026 05 27T003318.972 Google Ers 1779831223

Birkaç tane gelinciklerden topluyorum. Toprağa gözyaşlarım dökülüyor. Ola ki seslenirsen sesini duyabileyim diye nefesimi tutuyorum, parmak uçlarımda yürüyorum ama sesini duyamıyorum.

Çocukluğumda ne vakit girsem çiçek tarlasına birkaç taneden fazla gelincik koparmamı istemezdin. “Hepsi dalında güzel, toprağından aldığı can suyu ile etrafına kokusunu salıyor, kızım demiştin.”

Sözünden çıkmadım birkaç tane topladığım gelinciklerle geçmişe yolculuk yaptım. Sana sarılmak yerine yol üstünde yalnızlığıma sarıldım. Bayram sevinçlerini gelinciklere sardım sarmaladım...