Biliyorum okumak, artık eskisinden zor; hele ki anlamak!Dikkatler dağınık, odak saniyelerle sınırlı, ezberin yankısından kulaklar sağır.
Kahvedeki yancı bile Eflatun! Bilen çok, yapay da olsa bir bileni olan daha da...Akıl ve mantık yerini altın ve mantıya bırakmış gibi: İdealar değil idiotlar evreni.
Haliyle gazetecilik de ‘siz zaten biliyorsunuzdur…’ işgüzarlığıyla yapılır olmuş!Bu öyle zıvık bir haldir ki haberi, değerinden ziyade kimin işine yaradığına göre kategorize eder.
Örnek mi?
Ulusal bir gazetenin uydurmacasına göre Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), Türkiye genelinde il düzeyi ‘yastık altın miktarını’ açıklamış…
Ne haber ama!Bursa da ikinci sıradaymış!Ne gariptir ki BDDK’nın bundan haberi yok… Haber, internet ortamında buhar olup uçsa da sosyal medyada milyonlarca zihne yalan yapıştı bir kere!
***
Tesadüf bu ya!
Millî Eğitim Bakanlığı (MEB), dün ülke genelinde tüm kademelerde ilk ders olarak ‘finansal okuryazarlık’ konusunu işledi.
Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) işbirliğiyle hazırlanan bu derse diyecek yok. Elbette devam etmeli…
Fakat bakın şu talihin işine ki çocuklarının bu dersi aldığı saatlerde ebeveynleri, düşen fiyatlardan istifade etme hevesiyle kuyumcular önünde kuyruktaydı.
Bu manzarayı ‘yağ, un, şeker kuyruğundan altına ne zaman geçtik?’ diye yorumlayanlar oldu. Ekonomiye dair pozitif bir çıkarsamada bulunma telaşıyla nice gerçeklik ıskalandı.
Dolayısıyla ne kadar finansal okuryazarlık dersi verilse de medya okuryazarlığı olmayanı, yalan bulaşından maske ile korumak mümkün mü?
Oysa hep söylerim: Hakikat, maske takmaz!
***
Gelin sizinle gerçeği bulalım…
Türkiye geneli ve il düzeyinde ‘yastık altındaki altın miktarı’ hakkında herhangi bir hesaplama tahminden öteye geçemez.
Zaten Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de ‘400 milyar doların üzerinde bir altın stoku var’ derken boşuna tahminlere dayandırmıyor.
Bu noktada kavranması gereken ilk gerçek, bizim bir altın ithalatçısı ülke olduğumuzdur!
Rakam verelim mi?
Örneğin geçen yıl ülkemiz, 126 bin 272 kilo altın ithal etti. Bu yılın ilk iki ayında ise dışarıdan toplam 17 bin 858,5 kilo altın aldık.
Kendi rezervlerimizden 2025’te ancak 28,5 ton altın üretebildik ki bu da son yılların en düşük seviyesi... Darphane ise 50 ton altın işledi…
Şimdi bu verilerden ‘yastık altındaki altın miktarı’ hakkında bir varsayımda bulunmak mümkün mü?Şüphesiz değil.
Peki, bilinmesi gereken daha önemli gerçek nedir?
Altın fiyatındaki düşüş sonrası fırsat algısıyla kuyumcuya gidip elindeki tasarrufunu altın alarak değerlendirmeye çalışan her vatandaşımız bu noktayı iyi anlamalı.
Altın ithalatçısı tüm ülkeler gibi Türkiye için de bu emtiadaki değer artışının ekonomiye etkisi negatif yani kötü.
İthalatçı olmamız dolayısıyla cari açığımızda payı bulunan altındaki her yukarı yönlü hareket denge bozucu etki yapıyor.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından yayımlanan ‘ödemeler dengesi’ verilerinde bunu müşahede edebilirsiniz.
En güncel Ocak 2026 tarihli verilere göre ‘cari işlemler hesabı’, 6,8 milyar dolar açık verdi.
‘Altın veenerji hariç’ cari işlemler hesabı ise 1,2 milyar dolar açık verdi.
İthalatçısı olduklarımızın ekonomimize maliyetini, ilkokul 3’üncü sınıf matematiği ile hesaplamanız mümkün…
***
Bugün ne oluyor?
Malum savaş, 28 Şubat’ta başladı.Altın ve enerji fiyatlarındaki oynaklığın cari işlemler hesabınaetkisini ‘şubat’ verilerinde değil ‘mart’ ayında görebileceğiz.
Her kriz, kaos ve savaş ortamında ‘güvenli liman’ algısı kaynaklı tasarrufların yönelmesi dolayısıyla fiyatlarında yükseliş görülmesi kanıksanan altın, bu kez ezber bozarak düşüyor.
Peki, neden?
Açıkçası bu durumun gerekçesini ekonomik parametrelerle açıklamaya çalışmak takıntılı bir akılcılık olur.
Zira ‘kişisel ahlakını evrensel hukukun üstünde gördüğünü’açıkça ifade eden bir kişinin çıkar ve keyfine göre şekillenen düzende akıl değil gözü dönmüş bir yağmacılık ve kural tanımaz bir delilik vardır.
Böylesi bir dönemde yastık altındaki 10 gram altınıyla veya döşek arasına sıkıştırılmış beylik tabancasıyla kendini güvende hissedene ne denir?
Akılcı vatandaş, ancak ve ancak devletiyle güven ve refah içinde olabileceğini bilmeli.
Esasında her dönemde, özellikle ise böylesi dönemlerde tüm alışkanlıklarını devletini güçlü kılmaya dönük geliştirmeli.
Devleti olmayan ne Viyana’da ne de Londra’da güvendedir!
***
Bitirirken altın kuyruğundan ekonomiye dair iyimserlik çıkaranlara Bursa’dan birkaç veri sunayım.
2025 yılı sonu itibarıyla Bursa’da bankaların takipteki toplam kredi alacağı 21,5 milyar lira.
Bursa’da 397 banka şubesinin toplam 2,6 milyon müşterisi var. Yani kişi başına düşen borç miktarı 8 bin 300 lira…
Kişi başına düşen toplam kredi borcu 278 bin 826 lira iken kişi başına düşen (altın dahil) toplam mevduat 235 bin 274 lira… Yani borcumuz birikimimizden fazla…
Yastık altındaki altını bilmiyoruz ama BDDK bize bankalardaki ‘altın mevduatları’ hakkında bilgi sunuyor. Mesela Bursa’daki bankalarda 106 milyar 644 milyon 141 bin liralık altın mevduatı var…
Ne ala ekonomi değil mi? Yatık altındaki de cabası…
Halbuki biz altını alıp yastık altına koyarken elin oğlu altını çip yapıp elimize veriyor.
Önce ülkem diyenlere saygıyla…