“Herkes ömründe bir kere

Bu zalim dönüşle titrer.”

A. Hamdi Tanpınar

Kadim Türk sembollerinden biri olan “Çarkıfelek”; doğumun sancısını, yaşamın karmaşasını ve ölümün sükûnetini aynı sarmalın içine hapseden, her dönüşünde fâniliği ebediyete ulaştıran kozmik bir değirmendir. Bu sembolün çizgilerini takip eden bir göz, taşın suskunluğunda "her şeyin O’ndan gelip yine O’na döneceği" hakikatini, yani zamanın ve mekânın ötesindeki o büyük vuslatı seyre dalar.

***

Türk mezar taşlarında ebedî bir sır gibi işlenen çarkıfelek sembolü, sadece fâni hayatın sonunu değil; makrokozmostan mikrokozmosa uzanan o ilahi devinimi, madde âleminin ötesindeki sır perdelerini aralayarak ruhun Yaradan’a kavuşma yolundaki mistik ve sonsuz devr-i daimini sembolize eder. Kökeni Orta Asya'nın derinliklerine, hatta Paleolitik döneme kadar uzanan bu motif, Türklerin İslamiyet öncesi inanç dünyasından tasavvufi düşünceye taşınmış en etkileyici geometrik formlardan biridir. "Çark" (bir eksen etrafında sürekli dönen tekerlek) ve "Felek" (gök, âlem, kâinat) kelimelerinin birleşiminden doğan bu sembol, gökyüzünün ve kâinatın kusursuz ahengini temsil eder.

***

Bir anlamda Çark, evrendeki akışı ve kaderi temsil ederken; dairenin içerisindeki sarmal kollar, ruhun geldiği kaynağa geri dönme arzusunu ve kozmik yolculuğun sürekliliğini yansıtır. Taşın kalbinde dönen bu sessiz girdap, zamanın bittiği yerde sonsuzluğun başladığını fısıldayan; toprağın karanlığı ile göğün aydınlığını tek bir merkezde cem eden kozmik bir vuslat mührüdür. Mezar taşlarında çarkıfelek sembolünün kullanılması, ölümün bir son değil; aksine sonsuz bir hayat döngüsünün, ilahi aşka ve hakikate ulaşmanın zaruri bir adımı olduğu inancını taşa işler.

***

Taşa nakşedilen bu sarmal hareket, ölünün dünyevi dertlerden, "feleğin çemberinden" kurtularak mutlak huzura kavuştuğu anın sembolik bir anlatımıdır. Bu köklü sembol, özellikle Anadolu’daki geleneksel sanatlarda, mezar taşlarında, çini işlemelerde ve cami kubbelerinde estetik ve manevi bir motif olarak sıklıkla kendine yer bulmuştur. Merkezinde yatan derin felsefe ile çarkıfelek insanın doğumundan ölümüne kadar geçen süreci, ruhun topraktan göğe ve mutlak yaratıcıya dönüş hareketini tasvir eder. Bu yaklaşım, fani olanla baki olanı, yani yeryüzünün geçiciliği ile gökyüzünün ebediliğini birbirine bağlayan tasavvufi bir köprü görevi görür.

***

Motifimiz, Selçuklu döneminde genellikle taç kapılarda ve kümbetlerin kubbelerinde, kavisli kolların keskin geometrik formlarla birleştiği bir “kozmik düzen” ifadesi olarak karşımıza çıkar. Osmanlı dönemi ile birlikte daha estetik ve lirik bir hal alarak mezar taşlarında sadece ruhun dönüşünü değil, aynı zamanda Lale Devri ve sonrasında görülen çiçekli süslemelerle harmanlanarak hayatın geçiciliğini ve zarif bir vedayı simgeler. Daha yumuşak ve akıcı çizgilerle çarkın dönüşü sanki bir çiçek açıyormuşçasına usta eller tarafından taşa nakşedilmiştir.

***

Türk sanatçısının dünyayı, evreni ve ölümü nasıl estetik ve manevi bir bütünlük içinde algıladığının en somut kanıtıdır. Detaylı akademik incelemeler ve sanat tarihi araştırmaları, bu sembolün taşıdığı hareket, enerji ve sonsuzluk anlamlarıyla kültürümüzdeki yerini gözler önüne sermektedir. Çarkıfelek, bugün dahi Türk sanatının ve düşünce sisteminin ölümsüzlük arzusunu haykıran mistik bir sessiz çığlığıdır.

Sonuç olarak çarkıfelek; Selçuklu'nun vakur geometrisinden Osmanlı'nın zarif işçiliğine kadar her dönemde, ölümün soğukluğunu ebedi bir hareketin tesellisiyle örten eşsiz bir sembol olarak kalmıştır. Tanpınar’ın deyişiyle ölümü ehlileştiren atalarımızın ölüleriyle arasındaki irtibatı sağlayan hususi ‘dil’ ini anlamak için sadece lisana aşina olmak yetmez, bir de onun kültürünü tanımak lazım gelir…

***

Günümüzde insanların ölümün soğukluğu ve korkusuyla yüzleşmekten kaçınması, bu tarihi kütüphanelerin dışlanmasına ve mezar taşlarının yalnızlığa, ilgisizliğe ve unutuluşa terk edilmesine neden olmuştur. Bu zihniyete inat, Türk tarihinin saklı kalmış bir köşesini böylesine bir incelik ve duyarlılıkla gün yüzüne çıkaran ve bu eşsiz kareyi benimle paylaşan Ertuğrul Şahin’e en içten teşekkürlerimi sunuyorum. Paylaştığınız bu kare, sadece dünü anlatmakla kalmıyor, aynı zamanda kimliğimize ve köklerimize olan bağımızı da güçlendiriyor