Geçmiş zamanlardan günümüze atalarımızın ölümün gizemli kapısını hangi ritüellerle araladığını hiç merak ettiğiniz oldu mu? İşte bugün, modern dünyanın gürültüsünden sıyrılıp, bozkırın rüzgârlarıyla savrulan o kadim sessizliğe kulak verecek; eski çağlardan beri süregelen gömme biçimlerine yakından tanıklık edeceğiz.
***
Şüphesiz tarih sahnesinde farklı coğrafyalara kök salan Türklerin, ölümün ardındaki sırra verdikleri yanıtlar da fevkalade karmaşık ama aynı zamanda büyüleyicidir. Bozkırın evlatları, asırlar boyu farklı medeniyetlerin kapılarını aralamış ve kendilerine has inanışlarının yanında evrensel inançlardan da beslenerek, ebediyet yolculuğuna dair geliştirdikleri ritüelleri, yaşadıkları zorlu coğrafyanın şartlarına uyarlamış ve birer kutlu miras gibi nesilden nesile aktarmışlardır.
***
Zerdüştlüğün kutsal ateşinden, Taoizmin gizemli dengesine, Budizmin ruhani aydınlanmasından Maniheizmin ışık ile karanlık arasındaki savaşına kadar pek çok felsefi öğreti bu ritüellere yön vermiştir. Kimi Türk boyları Museviliğin kadim yasalarına sarılmış, kimileri ise Nasturuliğin, Katolikliğin ve Ortodoksluğun mistik dünyasında yoğrulan Hristiyan geleneklerini benimsemiştir.
Nihayet 10. yüzyılın eşiğinde, İslamiyeti benimseyen Türk ruhu, ölümü ebedi bir teslimiyetle karşılamış, geleneksel Gök Tanrı inançlarını yaşatmaya devam ederek defin uygulamalarını İslami usullere uygun biçimde harmanlamışlardır.
***
Sevgili okurlarım, zamanın tozlu sayfalarını araladığımızda, atalarımızın ölümle kurduğu bağın ne kadar köklü ve etkileyici olduğunu görürüz. Nitekim her yazımızda belirttiğimiz gibi; eski Türkler için ölüm asla bir son değil, ruhun ebediyete bir anlamda “Uçmağ” a kanat açtığı kutsal bir yolculuktu. Bu inançla şekillenen gömme biçimleri ise yukarıda ifade ettiğimiz gibi üzerinde yaşanılan coğrafyanın ve zaman diliminin etkisi ile değişkenlik kazanmıştır.
***
Kimi zaman ölen bir kahraman, en sevdiği atı, yanından ayırmadığı kılıcı ve diğer değerli eşyaları ile ‘kurgan’ adı verilen gizemli oda mezarlara gömülmüş, üzerine toprak yığılarak anıt tepeler oluşturulmuştur. Kimi zaman ise ateşin temizleyici gücüne inanılmış, bedenler yakılarak ruhlarının dumanla birlikte Gök Tanrı’ya daha hızlı ve arınmış olarak yükselmesi amaçlanmıştır.
***
Doğanın koynunda, ağaç dalları üzerinde ebedi uykusuna bırakılan bedenlerden, dağların ulaşılmaz doruklarına defnedilen hakanlara kadar hatta coşkun akan ırmak yataklarına gömülen bedenlere kadar farklı farklı gömme biçimleri uygulanmıştır. Burada neden farklı uygulamalara gidildiği hakkında tam fikir belirtmek doğru değildir. Fakat ölü yakımının ya da mumyalamanın uygulandığı mezarların, toplumun diğer fertlerinden farklı olarak, elit kesimi gibi belli bir gruba uygulandığına dair görüşler mevcuttur.
***
Dönem dönem bölgede yaşanan siyasi ve idari baskılar neticesinde ve o siyasi idarenin mensup olduğu dinin/inancın etkisi altında kalması bu konuya açıklık getirebilir. Gördüğünüz gibi Türklerde insan cesedinin kaderine karar veren ne çok uygulama mevcut.
SON SÖZ
Değerli okurlarım, gelecek haftadan itibaren sizlerle buluşacak yeni yazı dizimizle, binlerce yıllık köklü birikimin eseri olan bu uygulamaları; toprağa gömme, yakma, sergileme, suya gömme ve mumyalama başlıkları üzerinden tek tek derinlemesine inceleyeceğiz.