Kıymetli okurlarım, Türklerde ölü gömme ritüellerinin izini sürdüğümüz yazı dizimizin bu bölümünde, tarihin tozlu sayfalarını aralayacak ve ezberleri bozacak bir konuyu, bozkırın asırlık sırrı olan mumyalama geleneğini kaleme alıyoruz. Bizler mumyayı genellikle Nil’in sıcak kumlarında, piramitlerin gizemli odalarında ararız değil mi? Oysa yüzümüzü bozkırın sonsuz ufkuna, Altaylar’ın dondurucu nefesine çevirdiğimizde, karşımıza çok daha derin, mistik ve asil bir miras çıkar. Nitekim Pazırık kurganlarında, yüzyıllarca hiç bozulmadan uyuyan o soylu savaşçılar ve hatun kişiler, Türk ruhunun ölüme kafa tutan sessiz çığlıklarıdır.
***
Tarihin derinliklerine, milattan önce 700 ile 300 yılları arasına doğru bir zaman yolculuğuna çıktığımızda, bu sessiz çığlığın somut izleriyle karşılaşırız. Bozkır arkeolojisinin en kıymetli safhalarından olan Tagar kültürünün hemen ardından devam eden Taşlık kültürü, ölü gömme uygulamalarında mumyalama yöntemine ne denli sık ve ustalıkla başvurduğunu bizlere açıkça göstermektedir. Aslında bu yöntemi İslamiyet öncesi ve sonrası olarak ikiye ayırmak gerektiği kanaatindeyim.
***
Bence İslam öncesi mumyalama işlemi, dini inanışların ötesinde coğrafi bir zorunluluğa dayanıyor ve defin törenlerinin yalnızca ilkbahar ve sonbahar mevsimlerinde yapılabilmesi ihtiyacından kaynaklanıyordu. Yazın kavurucu sıcağında ya da kışın toprağı adeta kilitleyen dondurucu ayazında defin yapmak imkânsızlaşıyordu. İşte bu yüzden Türkler; ölülerini toprağın uyanışı olan ilkbahara ya da doğanın uykuya çekilmeden önceki son vedası olan sonbahara kadar bozulmadan koruyabilmek adına bu kadim yönteme başvuruyorlardı. Ayrıca soylu insanlar için yapılan kurganların yapımının uzun sürmesi gibi bir sebep de buna ilave edilebilir.
***
İslamiyet’in kabulünden sonra ise, özellikle savaş sırasında ölen sultanların cenazelerinin yurda getirilebilmesi ve tahta çıkacak şehzadenin gelişinin beklenmesi gibi gerekçelerle yapılmıştır. “Tahnit” olarak isimlendirilen bu yöntem, mumyalamadan biraz daha farklı bir işlemdir. Burada amaç, ölü bedeni çürümekten korumak ve bozulmasını geciktirmektir. Tahnitlemede ölü bedeninden erken çürüyebilecek bazı iç organların çıkarılmasından sonra cesede çeşitli kimyasal maddeler zerk edilerek bozulma/çürüme geciktirilmiş olur. Mumyalamada ise beyin dâhil tüm iç organlar dışarı çıkarıldıktan sonra beden reçineye batırılmış keten bezlerle sarılarak korumaya alınır.
***
Mumyalama yapılırken kemiklerin, özellikle de en önemli kemik kabul edilen kafatasının korunmasına dikkat edilmiştir. Vücudun hepsini veya bir kısmını mumyalama şeklindeki bu karmaşık yöntem, öteki dünyada da güçlü kişiler olmaları temennisi ile yalnızca yüksek rütbeli kişiler için kullanılmıştır. Çin kaynaklarına göre, İskitlerde, Hunlarda, Göktürklerde görülen mumyalama yöntemi İslamiyet’in kabulünden sonra da Anadolu Beylikleri ve Selçuklularda hatta Osmanlılarda devam etmiştir. İbn-i Batuta’nın seyahatnamesinden öğrendiğimize göre, Sultan Saruhan’ın oğlu ölümünden sonra tahnit edilmiş ve Kurban Bayramı arifesinde halkın ve anne babasının ziyaret etmesi için bir türbede aylarca muhafaza edilmiştir.
***
Tarihin ve kadim köklerin izini süren dostlarım, haftaya, bu ebedi uykunun korunduğu ve zamana meydan okuyan o gizemli sığınaklar olan 'Kurgan Kültürü' ile yolculuğumuza kaldığımız yerden devam edeceğiz. Zamanın eskitemediği değerlerle kalmanız dileğiyle.