Uzun süredir bu köşeden savunduğum ‘Bursa yönetilemiyor’ iddiam birçok kez sübuta erdi.
Ne yazık ki 31 Mart 2024’ten beri Bursa’nın sürekli skandallar, krizler, kaoslar ve türlü rezilliklerle anılması iddiamı doğrulayan dayanaklardan sadece biri…
Akrabalığın ve çıkar ortaklığının liyakat sayıldığı atamalar ve kadrolaşmalar ise bir başkası…
Parti içi kampların Bursa Büyükşehir Belediyesi kaynaklarını yağmalama telaşıyla ağırlaştırdığı baskı cabası…
Seçim zamanı verilmiş sözlerle gebe kalınan kişilerin bitmek tükenmek bilmeyen taleplerinden iş yapmaya fırsat bulunamaması başlı başına bir kanıt.
Tutulmayan sözlerin sonuçları ise gün gibi ortada!
***
Dün meydana gelen bir fecaat vaka, yine ‘Bursa’nın yönetilemediğini’ ortaya koydu.
Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, Yıldırım’daydı.
Önce Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz’ı makamında ziyaret eden Bozbey, ardından Değirmenönü Mahallesi’ne gitti.
Buradaki semt pazarında öneri ve taleplerini dinlemek üzere vatandaşla buluşan Bozbey, kürsü konuşması yapıyordu.
Bir vatandaş, ileri doğru atıldı ve kürsüyü devirdi. Bozbey, kendisine doğru gelen kürsüden sakınıp arkaya doğru kaçtı.
Bozbey’in etrafındaki kişiler kürsüyü iten kişinin üstüne çullandı, bir ikinci kişi de kürsüyü iten kişiyi kurtarmak için kalabalığa daldı.
Her ikisi de itiş kakışta biraz tartaklandı.
***
Açıkçası şiddetin her türlüsüne karşı değilim! Mertçe bir kavgayı, kuru fasulye ve pilavla dahi değişmem!
Sadece kahpece, haince, alçakça, zalimce şiddeti doğru bulmuyorum.
Yoksa kavga olacaktır, olmalıdır! Kavgasız bir hayat, yavan bir sarfiyattan ibaret!
İnandığı değerleri savunmak için mücadele etmeyen, yumruk yemek ve atmaktan korkanın değeri ne olabilir?
Şayet ortada kavga yoksa uyumcu bir yumuşaklığın hakikati lekelemesi vardır.
Eğer kavgaya rastlanmıyorsa güç odakları arasında parsa pay edilmiş, rantsal bölüşüm tesis edilmiş demektir.
Bu da güçlünün, güçsüzün hakkına tecavüz ettiği ve herkesin sessiz kalıp seyrettiği düşük bir manzaradır.
***
Yıldırım’da Bozbey’e yönelik eylemi, doğrudan bir saldırı olarak değerlendirmek güç.
Belki saldırı girişimi denebilir! Bu yönden elbette kınanması gerekir.
Fakat saldırmak isteyen neden direkt hedef yerine sadece kürsüyü ittirir?
Akıl yürütmeyle şu iki cevap bulunabilir: Ya birileri Bozbey’e gözdağı vermek istemiştir. Ya da bu eylem baştan aşağı üçüncü sınıf bir tiyatrodur.
Şüphesiz eylemde bulunanın kimliği de cevabı bulmanızı kolaylaştırır.
Peki, bu vakada Bozbey’in konuştuğu kürsüyü deviren kim?
Recep B.
1989 Diyarbakır doğumlu ve adı geçen mahallede yaşayan kalabalık bir ailenin ferdi…
31 Mart 2019 yerel seçimlerinde Bozbey’in onayıyla CHP’den Yıldırım Meclis Üyesi adayı olmuş biri.
O dönemki seçimlerde Bozbey’in kampanyası için çalışmış, CHP’nin HDP ile kurduğu ‘kent uzlaşısı’ ittifakından nasibine düşeni alıp Yıldırım Belediye Meclisi’ne girmiş…
Parti içinde Bozbey’in adamı olarak biliniyor. Öyle ki 31 Mart 2019 seçimlerinde yaşanan hüsranın öfkesini kusanların başında geliyor.
Mevcut CHP İl Başkanı Nihat Yeşiltaş o tarihlerde Yıldırım İlçe Başkanı olarak 30 Ağustos 2019 Cuma günü Barış Manço Kültür Merkezi’nde parti örgütünün katıldığı bir toplantı düzenliyor.
Protokolün onur konuğu dönemin CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu…
Kaftancıoğlu’nun sağında o günün CHP Bursa İl Başkanı Hüseyin Akkuş, solunda Yeşiltaş…
Akkuş’un sağında ise sırasıyla o zamanın vekilleri Orhan Sarıbal, Erkan Aydın, Yüksel Özkan…
Büyükşehir Belediye Başkan Adayı olarak yarışı kaybetmiş Bozbey ise kıyıda köşede oturuyor.
Peki, yanında kim oturuyor?
İşte dün kürsüyü deviren Recep B.
O programda Kaftancıoğlu’nun konuşmasının ardından CHP’li bir Meclis Üyesi olarak söz alıyor ve şunları söylüyor:
“Bizim hikayelerimizde zalimler var, mazlumlar var, bir de Hüseyin Akkuş gibi namussuzlar var. Çünkü partimizi sattı, çünkü davamızı sattı, bizi sattı 31 Mart’ta”
Meclis üyesi olduğu partinin il başkanına bu sözler neden söylendi? Kim söyletti?
Sonrasında da uzun süre tartışıldı… Oklar hep Bozbey’i gösteriyordu…
Recep B., sadece bu sözlerle yetinmedi, elindeki mikrofonu protokol masasına fırlattı. Salon karıştı. Recep B.’nin salonda bulunan aile fertleri ile partililer yumruk yumruğa kavga etti.
Akkuş, dönemin vekilleriyle birlikte karakola giderek Recep B.’den şikayetçi oldu. Parti içinde de disiplin süreci başlatıldı.
***
Olayın üzerinden aylar geçti.
4 Eylül 2019’da CHP’nin yağlı kalemlerinden biri, Recep B.’i şirin gösteren imaj kurtarma yazısı kaleme aldı.
Vıcık vıcık yağ süzülen satırlar, saldırganlığa meşruiyet sunan türdendi.
Malum faturasız sipariş yazıydı. İmaj düzeltilmeliydi.
‘Genç bir insan’ diye eylemi yumuşatılan Recep B., ‘BİLİME MERAKLI’ diye pazarlanıyordu.
Duayen kalem çok önemli yazısında ‘Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Mühendislik Fakültesi'nde Biyo-Teknoloji Mühendisi olarak 2018 yılında mezun oldu’ diyordu.
Halbuki adı geçen üniversite ve fakültede öyle bir bölüm yoktu. Her zamanki gibi araştırmamıştı!.. Belki de sipariş havalı dursun diye ‘teknoloji’ diyordu! Kim bilir?
O yazıda açıklamalarına yer verilen Recep B. Şöyle diyordu:
“Pişman değilim, aynı şeyi tekrar yaparım. Mikrofon da atarım. Olayı tersten alalım. Büyükşehir adayı Akkuş olsaydı, Bozbey bize ihanet etseydi, bu sert ve şiddetli tepkiyi yine gösterirdim.”
Dediğini yaptı… ‘Delikanlı genç bir insanmış’ desek ayıp olur mu?
Mikrofonları hor gören bir bakışa sahip olduğunu hem Kaftancıoğlu’nun kafasına fırlatırken hem de Bozbey’in önündekini devirirken anladık…
Da!..
Dün seçim kaybedildiği için Akkuş’a ‘ihanet etti, namussuz’ diyerek saldırı girişiminde bulunan Recep B., bugün seçim kazanılmışken Bozbey’e neden saldırı girişiminde bulunuyor?
Bozbey kime ihanet etti ki Bursa dışında?
Acaba Recep B., kendisine ve yakınlarına verilen sözler tutulmadığı için mi bu eylemi yaptı?
Şayet öyleyse Recep B., isyan etmesinde kim etsin?
Belediye kadrolarına, akrabalığı ve çıkar ortaklığını liyakat sayarak şekil veren bir zihniyete ‘hani bana hani bana’ diyen, istediğini alamadığında da böyle üstüne yürüyen çok olur.
Belediye kaynakları, doğrudan temin üzerinden uyduruk hizmet alımlarıyla siyasi yandaşlara aktarılırken yeterince yamanamayanlar öfkelenir elbet.
Neyse bugünlük bu kadar!
Kamu kadroları ve kaynaklarını kirli pazarlık masalarına meze etmeyen yöneticilere saygıyla…