Günümüzde aile değerleri zayıf, gelenek ve göreneklerinden habersiz, dini değerleri önemsemeyen nesiller gerçeğiyle karşı karşıyayız.
Her geçen gün bu şekilde gücünü tüketen bir toplumun güven içinde olması beklenemez. Her gün haberlere yeni bir yolsuzluk, sahtekârlık konusu gelmekte ve bu durum insanların birbirilerine olan güvenini derinden etkilemekte.
Güven; itimat, korku ve kuşku duymadan inanma, bağlanma ve yaşama demektir. İnsan ve canlılar için hava, su ve oksijen ne ifade ediyorsa toplumlar için de güven onu ifade eder.
Bir bakıma güven olmazsa olmaz bir konumdadır. Güven kaybolmaya yüz tutarsa, toplumsal çözülme ve çürüme başlamış demektir.
Bugün dünyamızda yaygın bir güven sorunu, daha doğrusu güven kaybı ve bunalımı olduğu açıktır. Güvenin yapısını oluşturan sevgi, saygı, nezaket, dürüstlük, emanete riayet, sözünde durma, ahde vefa, adalet, paylaşım gibi kavramlar, nerede ise YİTİK kavramlar haline dönüşmüştür.

Güven, bir toplumun sahip olabileceği en değerli sosyal sermayedir. Güvenilir yani “emin insan” olmak, aslında sevilmekten daha önemli, daha hayatidir.
İnsanlar birbirilerini sevmeyebilir, ama güvenmelidir. Herkes herkesi sevmek zorunda değildir. Fakat herkes özelde din kardeşlerine genelde birlikte yaşadığı kimselere güven duymalıdır.
Halk arasında,“Ben falanı (günahım kadar) sevmem, ama Allah var adam, emin, güvenilir bir insandır, emanete ihanet etmez”denilir. İşte benimde anlatmaya çalıştığım da budur.
Peygamber Efendimiz (S.A.V), Peygamber olmadan önce de sonra da, kendisini sevenlerce de sevmeyenlerce de içinde yaşadığı toplumda “El-Emin, güvenilir Muhammed” diye bilinmekteydi.
Onun emin kişiliği, Peygamberliğini ilan ettikten sonra, müşriklere karşı kendisinin en güçlü, müşriklerin ise ona karşı en zayıf noktasını teşkil etmiştir.
Güven kaybının temelinde, adalet, eşitlik, özgürlük ve dürüstlük gibi temel erdemlerin göz ardı edilmesi, ahlâkî değerlerin yozlaşması yatar. Toplumda başlayan güven sorunu zamanla daha büyük sorunlara yol açıp, toplum içindeki farklı gruplar arasında çatışma riskini doğurur.

Böylesi bir sürüklenişi, ya da toplumsal savrulmayı önleyebilmek için toplumu oluşturan bireylerde güven duygusunun geliştirilmesi gerekir.
Bu güvenirlik meselesinin dışında birde AHLAKİ ÇÜRÜME konusuvar. Ahlaki çürümenin en belirgin göstergesi, karşılıklı güvenin yok olmasıdır!Günümüzde artık ekseriyetle kimse kimseye güvenmiyor.
Bakın etrafınıza ne olup bittiğini görürsünüz. Çünkü, kardeşler, eşler, iş ortakları, dindaşlar, fikirdaşlar, dava arkadaşları, birbirine güvenemez hale geldi.
Böyle olunca da toplumda birbirine kazık atmak, yalan söylemek, sözünden caymak, arkadan iş çevirmek, sırtından hançerlemek, kuyusunu kazmak, yok saymak ve ötekileştirmek normal bir hale geldi.
Toplum olarak bu durum bu çöküş ve çürüme hepimizi etkilemeye başladı. Allah bir an önce kendimize gelmemizi nasip etsin yoksa vay halimize!