Ağzımızdan düşürmediğimiz sözler vardır hani, kırk defa söyledim, dokuz yerden kovuldu, yiğidin şartı üçtür, yedi gün yedi gece ve hatta dünyanın dört bir yanını gezdi gibi. Şüphesiz bunlar boşuna söylenmemiştir. Her birinin ayrı ayrı bir hikâyesi vardır. Yaratılış destanlarından hareketle arkaik dönemlere kadar uzanan mitsel bir arka planı olduğu gerçeğiyle hepsi zaman içinde kalıplaşmış sözlere dönüşmüştür.

***

Biz Türkler için taşıdığı anlamlar sebebiyle kutlu sayılan, özel anlamlar yüklenen bu sayılardan biri de “dört” tür. Dilerseniz bu sayının Türk mitolojisi ve günümüze kadar ulaşan halk kültürü ürünlerindeki anlamları ile mezar taşlarına yansımasından bahsedelim. Bilindiği gibi soyut kavramları somutlaştırmak için kullanılan ‘sayı’ ifadelerini, kültürleri içinde anlamlı bir bütün olarak kullanan atalarımız birçok sebebe dayalı olarak bu sayılara maddi gerçekliğinin yanında manevi bir anlam da yüklemişlerdir.

***

Ön-Türklerin runik alfabelerinde görülen “dört” sayısı bütünlük, evrensellik ve sağlam bir temel oluşturmayı, dayanıklılığı, kusursuzluğu, mükemmelliği temsil eder. Eski Türk düşünce yapısına göre dünya dört köşedir ve dört ana yön vardır. Ayrıca ayın dört evresi, bir yılın dört mevsimi, rüzgârın dört yönü hep dört sayısı ile ilişkilidir. Gördüğünüz gibi İslam öncesi dönem Türk mitolojisinden beslenmekle birlikte İslam sonrası dönemde yeniden yorumlanmıştır. Özellikle tasavvuf düşüncesinde bu konu farklı biçimlerde ele alınmıştır.

***

Dört sayısı, Alevî- Bektaşî Türkler için de kutsal bir sayıdır. Çünkü onlar için dört, “Dört can bir beden” olarak algılanan ve “dört sevgili” şeklinde de zikredilen Hz. Muhammed’in damadı Hz. Ali, Hz. Muhammed’in kızı Hz. Fatıma ve torunları Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin’i sembolize etmektedir. Ayrıca Alevîlik- Bektaşîliğin özünde, Hacı Bektaş Velî’nin Tanrı’ya ulaşma yolu olarak ortaya koyduğu bu sistemde; ibadet, niyaz, adak ve vuslat olmak üzere “dört kapı” ya dayanan dört inanç sistemi bulunmaktadır. Bu her kapı/mertebe de; onardan toplam olarak kırk makamdır. Bunlarla birlikte kutsal kitapların (Zebur, Tevrat, İncil, Kur’ân-ı Kerim), dört büyük peygamberin (Hz. Davut, Hz. Musa, Hz. İsa, Hz. Muhammed), dört büyük meleğin ( Cebrail, Mikâil, İsrafil, Azrail) adedini belirten sayıdır.

***

Tüm bunlar yanında dört sayısı yukarıda ifade edildiği gibi mükemmelliği de simgelediğinden hareketle mezar taşlarında kullanılmış olmasının sebebi olarak, mezarda yatan kişinin dini inanç anlamında mükemmel olduğunu ifade etmek için kullanılmış olabileceğini düşünüyorum.

***

Sonuç olarak sayılara yüklenen bu anlamlar eski zamanlardan bugünlere, gelenek olarak yaşamaya devam eden unsurlardır. İnsanoğlu doğası gereği hep gizemli olana karşı ilgi duymuş ve görünenin ardında kalan görünmeyeni irdelemiş, ikincil anlamı kendi dünya görüşü ve inançları çerçevesinde yorumlamıştır.