Sevgili okurlar önünden zaman zaman geçip gittiğimiz mezar taşlarının geçmişten gelen fısıltılarına kulak verdiğimiz köşemizde, bu hafta sizlerle atalarımızın sayılara ilişkin inançlarının izlerini yine mezar taşları vasıtasıyla ele alacağız.

Asıl işlevlerinin dışında zaman içinde sembolik anlamlar da kazanan sayılar mitolojik kaynaklı inançlarımıza dayanır. Özel anlamlar yüklenen ve kutlu sayılan sayılar arasında “bir, üç, dört, beş, yedi, dokuz, kırk vb.” yaygın olanlardır.

Bu saylardan biri olan “üç” sayısı İslamiyet öncesi ve İslamiyet sonrası Türk kültüründe en çok kullanılan sayılardan biri olmuştur. Şamanizm’de; üst dünya, orta dünya ve ölüler dünyası olarak ifade edilen dünya katlarını simgeler. Ayrıca öldükten sonra ruhun gün olarak ayrılış süresini ifade eder.

***

Şaman inancına sahip birçok Türk topluluğunda, bir insan öldüğü zaman, onun ruhunun üç gün içinde öldüğü yeri terk ettiğine inanılır. Anadolu’da çok eski dönemlerden günümüze bu sayıya kutsal ve uğurlu kabul edilen bir takım anlamlar yüklenmiş, gerek dini hayatta gerekse günlük yaşamda gerçekleştirilen bir takım uygulamalarda ‘üç’ün söz konusu manevi anlamlarından yararlanma yoluna gidilmiştir.

Örneğin Alevî-Bektaşî kültürüne ait dini ritüellerde üç sayısı önemlidir. Özellikle cemlerde pek çok uygulama Allah-Muhammed-Ali adına üç kez gerçekleştirilir. Benim kanaatime göre de mezar taşlarına işleniş sebebi tamamen bu inancın bir yansımasıdır.

***

Üçlü saç ayağı ile devam edelim. Töreyi (nizam, kanun, doğruluğu) sembolize eder. Kutadgu Bilig’de Yusuf Has Hacib, “töre”den söz eder. Burada ifade edilen töre; yani nizam, kanun ve doğruluk sembolü olan hükümdar üçayaklı bir tahtta oturmaktadır. Tıpkı Türk Mitolojisinde geçen Yaratılış Destanımıza göre, dünyanın yaratıldıktan sonra üç balık üzerine oturtulduğu gibi.

***

Denilebilir ki Yusuf Has Hacib’e göre “devletin üç temel yönetim işlevi” vardır. Bunlar: “asker, hazine ve adalet”tir. Yani bir devletin devamlılığı bu üç hususa önem vermesiyle sağlanır. Yine çeşitli halk inanışlarından olan, ülkemizin pek çok yerinde karşımıza çıkan yatır ve türbeler çevresinde üç kez dönmek, üç defa okuyup üflemek, muhtelif olumsuzlukları def etmek için tahtaya üç kez vurmak, isteklerin yerine gelmesi için Fatiha’yla beraber üç İhlâs okumak, tövbenin üç kez yapılması vb. uygulamalara sıkça rastlanmaktadır.

***

Keza dini söylemdeki dünya/ahiret/berzah ayırımı ile cennet/cehennem/a’raf ayırımı üçlü bir âlem tasnifidir. Tüm bunlar yanında Ramazan Bayramı 3 gündür, Kurban Bayramı’nın ilk 3 gününde kurban kesilebilir. Ayrıca ‘edeb‘i temsil eder. Hepimizin bildiği Hacı Bektaş Veli’nin ‘Eline, diline, beline sahip ol’ şeklindeki öğüdünde yer alan “el-dil-bel” üçlemesi kültürümüzün temel ahlâk kurallarını simgeler.

***

Öyle anlaşılıyor ki, kültürümüzde çok uzun zamandır varlığını koruyan bu inanışlar, sosyal hayatın içinde kullanılacak kadar sahiplenilmiş ve kutsal olmasına inanıldığından ötürü anlamlandırılmıştır. Tıpkı görseldeki mezar taşı gibi, ne dersiniz? Şayet üç günlük ömrümüz var, benden hatırlatması.