Başlangıçta buna “özgürlük” dediler. Şimdi ise neredeyse bir mecburiyete dönüştü. Kadınlara yıllardır aynı şey pazarlanıyor: Ne kadar açılırsan o kadar güçlüsün. Ne kadar teşhir edersen o kadar özgürsün.
Gerçekten mi? Bugün sosyal medyada dolaşan “Set Me Free” akımına bakıyorum. Bir zamanların güzel şarkısı, algoritmanın elinde popo sallama fon müziğine dönmüş durumda. Herkes vitrinde. Herkes sergide. Herkes “bakın bana” yarışında. Üstelik mesele artık estetik de değil. Mini etek değil. Hafif dekolte hiç değil. Bahsettiğim şey başka bir yere evrildi. Bu; bedenin kimlik yerine geçirilmesi.
***
Okullara bakıyorsunuz…
Öğrencisi ayrı, öğretmeni ayrı bir “görünürlük performansı” içinde. Sosyolojide buna “teşhir kültürü” deniyor. İnsan artık sadece yaşamıyor; sürekli kendini sergiliyor. Çünkü dijital çağın yeni para birimi dikkat. Ve en ürkütücü tarafı ne biliyor musunuz? Bunun artık “özgüven” diye alkışlanması.
Kusura bakmayın ama hayvanlar da çıplak yaşıyor. Medeniyet dediğimiz şey zaten insanın her dürtüsünü olduğu gibi ortaya koymamasıyla başladı. İnsanı insan yapan sadece bedeni değildir; sınırlarıdır, estetik anlayışıdır, iradesidir, mahremiyetidir.
***
Bugün iç çamaşırıyla sınava gidip ünlü olan insanlar konuşuluyor bu ülkede. Çünkü artık yetenekten önce dikkat çekmek ödüllendiriliyor. Emek yavaş ilerliyor; teşhir ise hızlı sonuç veriyor.
Oku desen yıllar sürüyor. Kendini geliştir desen disiplin istiyor. Ama birkaç viral video, biraz algoritma, biraz beden teşhiri… Hop, şöhret. Sonra neden herkes birbirinin kopyasına dönüştü diye şaşırıyoruz. Çünkü sistem bundan besleniyor.
***
Sosyal medya şirketleri memnun. Reklam sektörü memnun. Estetik sektörü memnun. Kadın artık insan olarak değil; sürekli güncellenmesi gereken bir vitrin olarak görülüyor. Daha çok aç. Daha çok göster. Daha çok izlen. Sonra adına da “özgürlük” de. Oysa özgürlük sadece soyunabilmek değildir. Bazen özgürlük, soyunmaya mecbur hissetmeden var olabilmektir. Kendini et parçasına çevirmeden dikkat çekebilmek… Bedeniyle değil karakteriyle iz bırakabilmek… Asıl mesele bu.
***
Çünkü bir toplum görüntüyü karakterin önüne koymaya başladığında, artık insanı değil “içerik” üretmeye başlar. Kişilik yerini performansa bırakır. Baudrillard’ın dediği gibi, gerçek olan değil; görünür olan değer kazanır. Ve bir süre sonra herkes birbirinin simülasyonuna dönüşür.
***
Medeniyet; insanın canının her istediğini vahşice yapması değil, neyi neden yapmaması gerektiğini bilecek ahlaki olgunluğa erişmesidir. Umarım bir gün yeniden karakterin, emeğin, derinliğin değer gördüğü bir yere döneriz. Çünkü bedenini “özgürlük” adı altında pazara çıkaran bir dünya, insanlığı ileri taşıyamaz. Sadece daha çok görünür yapar. Daha değerli değil.