Bir deney yaptım…

Telefonu bıraktım ve zamanın aslında hızlanmadığını gördüm.

Sevgili okur, sana bugün bir tespit değil, küçük bir itirafla yazıyorum. Bir süredir içimde bir huzursuzluk vardı. Hani böyle her şey yolunda gibi ama bir şey eksik. Zaman yetmiyor deniyor ama aslında bir şeyler kaçıyor hissi.

***

Ben de kendime küçük bir deney yaptım. Telefonu biraz bıraktım. Sosyal medyadan, içerik üretiminden, o görünür olma telaşından bilinçli olarak çekildim. Kaçmak için değil, anlamak için.

Herkes aynı şeyi söylüyor: “Gün yetmiyor, zaman çok hızlı akıyor.” Ben de öyle sanıyordum. Ama değilmiş. Zaman hızlanmamış. Zaman olduğu yerde duruyor. Hatta sana garip gelecek ama sanki 80’ler, 90’lar geri gelmiş gibi. Gün uzuyor. Sohbet uzuyor. Bir kahvenin hatırı gerçekten kırk yıl sürüyor gibi.

***

Demek ki mesele zaman değilmiş. Mesele, bizim nasıl yaşadığımızmış. Şöyle düşünmeni istiyorum: Sevmediğin bir ortamda 1 saat geçir, dakikalar ağır ağır ilerler. Ama eline telefonu al, “bir bakıp çıkacağım” de, bir bakmışsın 1 saat gitmiş. Şimdi dürüst olalım: Zaman mı değişti? Yoksa biz mi fark etmeden sürükleniyoruz?

Ben o süreçte şunu fark ettim: Sosyal medya dediğimiz şey biraz lunapark gibi. Işıklar, sesler, sürekli değişen görüntüler. Ama lunaparktan çıkarsın. Buradan çıkmak için karar vermen gerekir.

***

Çünkü her kaydırma küçük bir ödül. Beyin sana sessizce şunu söylüyor: “Bir tane daha.” Ve o “bir tane daha”lar günü alıp götürüyor. Sen içerik kaydırdığını sanıyorsun ama aslında gününü kaydırıyorsun.

Daha ilginç bir şey oldu sonra. Sadece zaman algım değişmedi, düşünme şeklim de değişti. Bir gün fark ettim: Herkes aynı konuşuyor. Aynı cümleler. Aynı vurgular. Aynı “derinlik” hissi. Sanki görünmeyen bir yerden dağıtılan metinleri tekrar ediyor gibiyiz.

***

Bir nevi hazır çorba gibi. Hızlı, pratik, herkese uygun. Ama kimse anne yemeği tadı aramasın. Yapay zekâ hayatı kolaylaştırdı, evet. Ama kolay olan şey genelde derin olmaz. Ortaya çıkan şey kötü değil ama fazlasıyla ortalama. Ve ortalama çoğaldıkça iyi olan görünmez oluyor.

Bir başka şeyi daha fark ettim: Bilgi her yerde. Ama bilgiyle temas etmek başka, bilgiyi sindirmek bambaşka. Bugün çoğumuz bilgiye ulaşmıyoruz, bilgiye maruz kalıyoruz. Sanki bir nehirde yürür gibi, su dizlerimize kadar geliyor ama bir yudum bile içmeden geçiyoruz.

***

İşte o yüzden bazen durmak gerekiyor. Gerçekten durmak. Telefonu bırakıp bir kahve içmek ama gerçekten içmek. Fotoğrafını çekmeden. Birini dinlemek ama gerçekten dinleyerek. Çünkü insan ekranla değil, insanla derinleşiyor.

***

Ben o geri çekilme döneminde şunu öğrendim: Zihin gürültüde değil, sessizlikte toparlanıyor. Ve belki de en önemlisi şu: Sürekli görünür olmak zorunda değiliz. Herkes sahnedeyken biraz kenara çekilmek kaçmak değil, hazırlanmaktır.

Bu yüzden sana da küçük bir not bırakıyorum: Bazen geri planda kal. Bazen görünme. Bazen sadece yaşa. Çünkü geri planda durmak, geride olmak değildir. Bu, güç topladığın süreçtir.