Evrenin ve hayatın kaynağı olarak canlıların yaşamı için vazgeçilmesi mümkün olmayan bir gereklilik olarak su; Türk kültür ve inanç sisteminde her zaman için önemini korumuş, yaratılmış ya da yaratılabilecek olan her şeyin temeli sayılmıştır. Bununla birlikte kontrol edilemediğinde en yıkıcı güçlerden birine dönüşebilen suyun karşısında insan tarih boyunca kendini aciz hissetmiş, bu acizlik sebebiyle suya karşı hayranlık, korku ve saygı karışımı bir tutumla yaklaşmıştır.

***

Ona yüklenen bu anlamlar sonucu etrafında gelişen birçok inanma ve uygulamayla bir kült hâline gelmiştir. Şüphesiz öncesi olmakla beraber ilk olarak İskitlerde göze çarpan su kültüne yönelik bilgiler, Türklerin İslam dinini benimsedikten sonra da çeşitli kaynaklar tarafından anlatılagelmiştir. Özellikle temizlik ve arınmanın temel unsuru olarak kabul edilen su; doğum, ölüm ve ibadet gibi ritüellerde merkezi bir yol üstlenmiştir. İslam estetiğinde su, nur, cennet imgeleriyle birlikte sembolik bir anlatım dili içerisinde ele alınmış; mimari, süsleme ve mezar taşlarında soyut ve tefekküre dayalı bir estetik anlayışın parçası haline gelmiştir.

***

Su hayat verici özelliği ile tabiatın en önemli unsuru olarak, çeşitli mitolojilerde ve inanışlarda karşımıza çıkar. Simgesel anlamı ile su, bütün potansiyel güçleri temsil eder ve tüm varoluşun kaynağıdır. Potansiyel gücün ve ayrışmamışlığın ilkesi, evrenin içerisindeki her türlü maddenin temeli, bütün tohumların taşıyıcısıdır. Aynı zamanda dönülecek ilk özü simgeler.

Dolayısıyla su, yaşam kaynağının yanı sıra kültürel bir değer olarak da insan yaşamında vazgeçilemez bir unsur olarak yerini almış, yalnızca maddi bir varlık olarak değil, ruhu olan koruyan, gerektiğinde cezalandıran ve can veren kutsal bir varlık olduğuna inanılmıştır.

Suyun kutsallığı, ilk madde olma özelliği, evrendeki düzenin oluşmasını ve devamlılığını sağlayan en önemli unsur olması yanında bereket sembolü olması, canlılığı ve sürekliliği ifade etmesi, taşıdığı güç gibi dünya mitleri için geçerli olan simgesel özelliklerinin neredeyse hepsi Türk mitoloji anlatılarında ve Eski Türk dininin çeşitli uygulamalarında da görülür. Bunun yanında suyun sahip olduğu yenileme, tedavi etme ve arındırma gibi özellikleri de, tarih boyunca ona kutsiyet atfedilmesine sebebiyet vermiştir.

***

Türk kültür belleğinde su; hayat, ölüm ve ölümsüzlükten oluşan varoluşsal çemberde de önemli roller üstlenir. Bu yönüyle su hem yaratılışın hem ölümden sonra yeniden doğuşun ve ebedi hayat lütfedilmesinin de bir sembolüdür. Bu bakımdan mezar taşlarında sıklıkla kullanılan “su yolu” motifi yalnızca görsel bir süsleme öğesi değil; insanın doğayla, yaşamla ve kutsalla kurduğu ilişkinin simgesel bir ifadesidir. Görsel olarak süreklilik ve sonsuzluk hissi uyandırmakta; kesintisiz akış fikriyle yaşamın döngüsel doğasına gönderme yapmaktadır. Süreklilik gösteren bu geometrik hatlar, ölümden sonraki yaşama ve cennete dair inançların soyut bir anlatımı olarak yorumlanmaktadır.

***

Türklerde su kültü ile ilgili olan inanışlardan biri de, ölüyü ırmak yatağına ya da ırmak kenarına gömme uygulamasıdır. Önemli kişilerin mezarlarının soyulmasını ve tahrip edilmesini önleme ve mezar yerinin gizliliğini koruma düşüncesi sebebi ile de uygulanan bu yöntemin bir amacı da Türklerde suyun kutsallığına olan inançtan ileri gelmektedir. Seyyahların verdiği bilgilere göre Hazar ve Oğuzlar gibi Türk halkları, önce ırmak yatağını değiştirmiş ve ölüyü bu ırmak yatağında açılan mezara defnetmişlerdir. Sonrasında ise ırmağı eski yatağına çevirmiş ve mezarı sular altında bırakmışlardır. Bir rivayete göre Atilla da bir ırmağa gömülmüştür