Sıkıldım; Geçen haftadan beri Antalya Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik RÜŞVET/YOLSUZLUK davasının duruşmasının ayrıntılarını yazmaktan.
Sıkıldım; Muhittin Böcek ve oğlu Gökhan Böcek ile Böcek ailesinin gelini Zuhal Böcek’in İTİRAFÇI olduklarına dair gelişmeleri yorumlamaktan. Dön dolaş aynı şeyler.
Yazıma konu olan olayların, konunun kahramanlarının anlattıklarının ne Antalya’ya ne de bu şehirde yaşayanların hayatına hiçbir katkısı yok. Sadece kendilerine yönelik iddiaları cevaplama ve aklama çabaları var.
Yaptılar, yapmadılar, öyle veya böyle bir şeylere bulaştılar veya bulaştırıldılar! Herkesin kendi vicdanına kalmış meseleler aslında. Tabi tüyü bitmemiş yetimin hakkı yendi ise hesabı sorulsun ve hesabı verilsin!
Yaklaşık bir yıla yakındır bu olay nedeniyle Antalya kamuoyu öyle veya böyle meşgul oldu. Yaz bitti, kış bitti, bahar geldi ve önümüz yaz. Koskoca şehrin üzerine bu mevzu karabulut gibi çöktü adeta. Yaprak kımıldamıyor desem yeridir.
Bu nedenle bir şeyleri YAZIP YAZMAMAKTA inanın ARAFTA KALDIM. Sağa sola bakınırken imdadıma sevgili dostum Mustafa Akar’ın kaleme aldığı bir iki yazı yetişti.

Antalya’nın her alanda SAHİPSİZ kaldığını ifade eden Mustafa Akar, siyaset gözetmeksizin herkesin okuması gereken bir olayı kaleme almış. Benim hoşuma gitti hak verdim. İşte o yazı:
“Antalya son yıllarda hakikaten Belediyecilikte, siyasette, kamuda, iş alanlarında, yatırımlarda, sivil toplum kuruluşlarında, bürokraside ve sporda sınıfta kaldı. İçine kapandı.
Turizmde, tarımda sadece Türkiye’nin değil dünyanın gündeminde olan ve bu kapasitesi ile ön plana çıkan Antalya’nın yönetimsel haline bakın. Siyaset gözetmeden bakın ama!
Çünkü bu şehir hepimizin ortak yaşam merkezi. Milyonlarca iç ve dış turistin ziyaret ettiği şehir. Örtü altı seracılıkta Türkiye’nin ve birçok ülkenin faydalandığı bir şehir. Gazipaşa’dan Kaş’a kadar değerlendirmek yanlış olur. Isparta’nın ve Burdur’un her alanda ilişki kurduğu önemli bir şehir.

İşte bu şehir; belediyecilik anlamında sınıfta kalmış. Yerel siyaset anlamında da pek bir fark yok. Hele hele bürokrasi anlamında sınıfta kalmayı bırak resmen ÇAKILMIŞ!
Antalyaspor’un son haline bakarsak her sporda da sınıfta kalmış. Koca kentin takımı Antalyaspor yıllardır üç beş kişinin hegemonyası altında can çekişiyor. Küme düşme potasında korkulu rüyalar görüyor.
Peki, neden bu hale geldik? Yıllardır her alanda içe dönük siyasetin kurbanı olduk. Turizmci dertli, ihracatçı derli, esnaf dertli, vatandaş hepten dertli.
Hızla göç alan şehrimizin her alanda geleceğe dair hiç bir projesi yok. Yollardan alt yapıya, trafikten çarpık kentleşmeye, çevreden yaşam alanlarına bakın her geçen gün geriye gidiyoruz.
Antalya otuz sene önceki Antalya değil. Artık her alanda büyüyüp gelişim sağlamış bir şehir. Artık bu şehri yönetecek olanlar, siyasetçisi, bürokratı, sivil toplum kuruluşları yetişmiş kabiliyetli liyakatli olmak zorunda. Her alanda kısır bir döngüde kalıp 30 seneki kafa ile bu şehir yönetilemez.
Dünya şehri dediğimiz Antalya’mızı her alanda vizyon sahibi olanlar büyük düşünenler yönetmeli. Yoksa her geçen gün bu dünya kenti geriye giderek yaşanmaz bir şehir haline dönüşecek ve yazık olacak.”

Vallahi Mustafa Akar bu şehrin üzerine çöken karabulutun özetini yapmış. Bu konuda yorum sizin tabii ki.
Evet sevgili dostlar Mustafa Akar’ın kaleme aldığı yazılar bu kadar değil. Benim hoşuma gidenleri sizler için paylaşıyorum. Çünkü yaşanan olaylarla bire bir örtüşüyor da ondan.
“Gerçek Dost sana yanlış yapanın masasına oturmaz. Gerçek dost, senin yokluğunda senin için dua eden, varlığında ise seni senden daha çok düşünendir.Gerçek dost, seni yarı yolda bırakmaz.
Zor günde yanında olan değil, zor günde “SENİN YANINDA OLACAĞIM” deyip sözünü tutandır. Yarı yolda bırakan, aslında hiç yola çıkmamış demektir….!
Hayatınızda böyle dostlarınız varsa onları beşeri dünyadaki hırslar ve menfaatler için kaybetmeyin.
Siyasette davasını, ticarette ortağını, ailede sadakatini, vatandaşlıkta ülkesini, dostlukta ahde vefasını bir kere satan her daim satar. Allah bu düşence de olanlardan korusun hepimizi” demiş sevgili Mustafa Akar.
Her satırının altına imza atılacak söylemler bunlar. Keşke herkes aynı düşüncede olsa da bu yaşadıklarımızı hiç yaşamasak ve yaşatmasalar. Öyle değil mi?