26 Şubat 1992 gecesi Karabağ’ın Hocalı kasabasında yaşananlar, Ermeni zulmünün en karanlık ve en kanlı örneklerinden biri olarak tarihe geçti.

Kadınlar, çocuklar, yaşlılar; silahsız siviller hedef alındı. Kaçmaya çalışanlar vuruldu, teslim olanlar öldürüldü, çocuklar karlar üzerinde donarak can verdi. Bu yaşananlar bir çatışma değildi. Bu tam olarak bir soykırımdı

Ancak o gece sadece Hocalı değil, dünya da karanlığa gömüldü. Uluslararası kamuoyu sustu.
İnsan hakları savunucuları sustu.
Siyaset sustu.
İnsan hakları söylemleri askıya alındı. Ermeni zulmü, diplomatik sessizlikle örtülmek istendi. Eğer bu sessizlik bozulmasaydı, Hocalı bugün belki de tarihin dipnotlarında kaybolup gidecekti.

Görüntüler gelene kadar herkes görmezden gelmeyi tercih etti. Gerçek, ancak kayda geçtiğinde inkâr edilemez hâle geldi
Sessizliği bozan tek şey vardı: Bir gazetecinin kamerası.

Cengiz Mustafayev, Hocalı’da katledilen sivillerin görüntülerini dünyaya ilk ulaştıran gazetecidir. Onun kamerası, donmuş çocuk bedenlerini, parçalanmış aileleri, karlar üzerine bırakılmış cansız insanları kayda aldı. Bu görüntüler bir haber değildi. Bu görüntüler, tarihe bırakılmış suç belgeleriydi. Çünkü o görüntülerde propaganda yoktu, yorum yoktu, abartı yoktu. Sadece çıplak gerçek vardı.

Eğer Cengiz Mustafayev olmasaydı, Hocalı bugün çok daha kolay inkâr edilecekti. “Savaş koşulları”, “karşılıklı çatışma”, “abartılı iddialar” denilerek üzeri örtülecekti. Ama kamera gerçeği saklanamaz hâle getirdi. Çünkü kamera yalan söylemez. Çünkü çocuk cesedi hiçbir politik anlatıyla masumlaştırılamaz.

Mustafayev olmasaydı, Hocalı “karşılıklı çatışma” yalanıyla örtülecekti. Ermeni vahşeti, diplomatik cümlelerin arkasına saklanacaktı. Ama kamera gerçeği yakaladı. Çünkü kamera yalan söylemez. Çünkü öldürülmüş bir çocuk, hiçbir siyasi gerekçeyle açıklanamaz.

Bu nedenle Cengiz Mustafayev yalnızca bir gazeteci değildir.
O, Hocalı’nın dünyaya açılan tek sesidir.
O, Ermeni zulmünün canlı şahididir.
O, suskunluğa karşı gerçeği savunan bir vicdandır.

Mustafayev, güvenli alanlardan yayın yapmadı. Ölümün içine girdi. Kurşunların hedefinde, cesetlerin arasında kamerasını çalıştırdı. Biliyordu ki kayda geçmeyen her suç inkâr edilir. Biliyordu ki görüntülenmeyen her vahşet cezasız kalır.

Ve tam da bu yüzden hedef oldu.
Ermeni zulmünü belgelediği için.
Hocalı’nın üzerindeki sessizlik perdesini yırttığı için.
Dünyanın yüzüne gerçeği çarptığı için.

Görev başındayken hayatını kaybetti. Onu susturmak istediler. Ama başaramadılar. Çünkü Hocalı artık kayıttaydı. Çünkü Ermeni zulmü tarihin hafızasına kazınmıştı.
Cengiz Mustafayev 2
MUSTAFAYEV’İ KABRİ BAŞINDA ANDIK

Kasım ayında, Büyük Birlik Partisi’nin davetlisi olarak gittiğimiz Azerbaycan’da bu acıyı sadece okumadık, yerinde gördük. Hocalı’da yürürken toprağın hâlâ yaşananları hatırladığını hissettik. Hocalı Şehitliği’nde edilen her dua, Ermeni zulmüne karşı yükselen sessiz bir isyandı.

Bakü’de Cengiz Mustafayev’in mezarı başında durduğumuzda, bir gazetecinin değil; Hocalı’nın dünyaya açılan kapısının önündeydik. O mezar, gerçeğin bazen kalemle değil, canla yazıldığını anlatıyordu.

Hocalı bir soykırımdır. Ermeni zulmünün en ağır örneklerinden biridir. Ve bu gerçeği dünyaya duyuran isim, Cengiz Mustafayev’dir.
Mustafayev olmasaydı, Hocalı belki de hiç duyulmayacaktı.
Mustafayev olmasaydı, Ermeni zulmü sessizlikle örtülecekti.
Unutmak ihanettir.
Susmak suçtur.
Hocalı’yı hatırlamak, insan kalmanın son şartıdır.