Otuz yılı aşkın bir süredir bu mesleğin içindeyim. Haber kovaladım, şehit cenazeleri, sel, deprem afet gördüm, siyasetin, yargının en tarihi anlarına tanıklık ettim.

Sevinç de yazdım acı da…
Ama bazı haberler vardır ki,
sadece gazeteci olarak değil,
insan olarak da içinizi yakar.
25 Mart 2009’dan beri içimde yanan ateş de onlardan biri.

İ S M A İ L İ U N U T M A M A K 3

ÖLMEK ÜZEREYİM…

İsmail karlar altında aranırken, ekran başında, telefonun ucunda, o dönem çalıştığım Star Haber haber merkezinde beklerken içim yanıyordu. Dualar ediyordum.
Bir mucize olsun diye.
Sonra o ses geldi kulağımıza:
“Ölmek üzereyim, bir şey bulamadınız mı? “

Bir gazetecinin, üşüyerek, yaralı halde, dağın ortasında; hem hayata hem mesleğine tutunma çığlığıydı o. Ve o ses, aradan geçen bunca yıla rağmen hâlâ yüreğimde.

Bugün 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü…
İsmail Güneş’i unutmamak,
bu mesleği yapan herkes için bir vicdan meselesi.

25 Mart 2009’da Kahramanmaraş’ın dağlarında düşen helikopterde, Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu ile birlikte hayatını kaybeden İHA muhabiri İsmail Güneş, görev başında ölen bir gazeteciydi.
Haberi izlemek için oradaydı.
Ne bir gösteriş, ne bir kahramanlık arayışı… Sadece işini yapıyordu.

Helikopter düştükten sonra bile gazetecilik refleksi bitmedi.
İlk telefonu eşine açmadı, çalıştığı ajansı aradı.
Yaralıydı, soğuktu, yalnızdı. Ama cep telefonuna sarıldı. Konuştu. Anlattı. Konum tarif etmeye çalıştı. Yardım istedi.
O kayıtlar, bir gazetecinin mesleğine son nefesine kadar nasıl sadık kalabildiğinin belgesi olarak kaldı.

İşte tam da bu yüzden İSMAİL’İ UNUTMAMAK !!

İ S M A İ L İ U N U T M A M A K 2
İsmail Güneş, adı çoğu zaman manşetlerde geçmeyen, ama o manşetlerin oluşması için emek veren binlerce gazeteciden biriydi.
Sadece içini yapıyordu. Muhsin Yazıcıoğlu ile aynı helikopterde, aynı kaderde buluştular.

Arama kurtarma sürecindeki gecikmeler, yanlış koordinatlar, cevapsız sorular…
Günler sonra ulaşılan bedenler, sadece bir kazayı değil; ihmali, eksikliği ve görev başındaki bir gazetecinin ne kadar yalnız kalabildiğini de gösterdi.

ELDE KALAN TEK AİLE FOTOĞRAFI

Bu acının bir de evde kalan yüzü vardı.
İsmail’in eşi Yasemin Güneş, eşi vefat ettiğinde biri 3, diğeri 5 yaşında 2 erkek evlatla yapayalnız kaldı

İ S M A İ L İ U N U T M A M A K 4

Sevgili Yasemin, elinde olan tek aile fotoğrafını benimle paylaştı.
Şimdi 20 yaşında olan küçük oğlu Çağan’ın ilk doğum gününden kalma bir kare…

Bir fotoğrafa sığan güzel bir aile, koca bir hayat.

O fotoğrafa baktığımda , bir gazetecinin sadece mesleğini değil; eşini, çocuğunu, yarım kalan bir ömrü de karların altında bıraktığını gördüm.

10 Ocak’ta “Gazeteciler Günü” denildiğinde, sadece kutlamalar, başarı hikâyeleri, ödüller konuşulmamalı.
İsmail Güneş gibi, mesleğini yaparken hayatını kaybeden gazeteciler de hatırlanmalı.
Çünkü basın özgürlüğü kadar, basın emekçilerinin can güvenliği de bu mesleğin gerçeği.

İsmail’i unutmamak;
Habere giderken dönüp dönemeyeceğini bilmeyen muhabirleri,
Karanlıkta ışık olmaya çalışan kameramanları,
Sesi duyulsun diye risk alan gazetecileri unutmamaktır.

Yıllarını bu mesleğe vermiş, bir gazeteci olarak söylüyorum:
Bazı sesler zamanla kaybolmaz.
İsmail Güneş’in “Ölmek üzereyim. Hanımefendi yerimi hala tespit edemediniz mi? Burada donup öleceğiz” diye yükselen sesi, bu ülkenin vicdanında hâlâ yankılanıyor.

10 Ocak, biraz da bunun için var.
Hatırlamak için.
Unutmamak