Bu köşenin okuyucuları hatırlayacaktır.24 Şubat 2026 tarihli ‘En acil ihtiyacımız kendini bilmek’ adlı yazıda şöyle demiştim:
“Sizi düşünmeye davet ediyorum…
Hoca Ahmet Yesevi, 12’nci yüzyılda hikmetlerinin ilkinde şöyle diyor:
“…Akıllı isen, gariplerin gönlünü avla
Mustafa gibi ili gezip yetim ara…”
13’üncü yüzyılda Hacı Bektaş-i Veli‘Benim Kâbe’m insandır’ derken Yunus Emre’nin dileği şuydu:
“…Kimseler garip olmasın
Hasret oduna yanmasın…”
14’üncü yüzyılda Kaygusuz Abdal, 15’inci yüzyılda Hacı Bayram-ı Veli, 16’ncı yüzyılda Pir Sultan Abdal…
Ve nice erenler, bu toprakları merhamet ve iyilikle mayalarken…”
***
Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) lideri Devlet Bahçeli’nin dünkü grup toplantısında gerçekleştirdiği konuşmayı dinlerken ait olma hissinin doruklarında bir tamamlanmışlık doyumu yaşadım adeta.
Bilge Lider Bahçeli, derslerle dolu hitabının başında şöyle dedi:
“Düşünmek var olmaktır, düşünce ise var olmayı bilmektir.
Yunus’un dediği üzere;
İlim ilim bilmektir,
İlim kendin bilmektir.
Sen kendini bilmezsen,
Ya nice okumaktır.
Düşünmek bir eylem, düşünce ise bu eylemin fiiliyata dökülmüş öğesidir.
Düşünmekle düşünce arasında kurulan bağ ne kadar sağlam ve sağlıklı olursa ezbere dayanan, statükoya yaslanan, tekdüze yaşanan bir hayatın ağırlığı da o kadar hafifleyecektir…”
***
Türkmen Beyi’miz Bahçeli’nin konuşmasında sadece bu kesit mi coşkun bir hisle kapladı beni?
Elbette, hayır.
Aynı konuşma, şu ifadelerle tamamlandı:
“…Bizim davamız büyük Türk milletini kendi kültür kökleri üzerinde yükselterek, önce mazlum İslam toplumlarına ve sonra ezilen bütün insanlığa hak ve adalet götürmek gibi büyük bir hedefin adı ve tanımıdır.
Bu muazzam hedeflere ulaşmak için Hazreti Peygamber’den itibaren gelen mukaddes çizgide Allah dostları olan Ahmet Yesevi’yi,Hacı Bektaş’ı, Yunus Emre’yi, Mevlana’yı, Hacı Bayram’ı ve milletimizin bugün manevi dayanakları olan sayısız gönül ve inanç insanına uzanan zincirin bugünkü temsilcilerini hürmetle anıyorum.
Tesbih çeken elleri, hû diyen dilleri, secdeye varan alınları, gönlü Mekke’de, kalbi Kerbela’da, hasreti Kudüs’te, aklı Yesi’de, Kerkük’te, Türkistan’ın her yerinde kalmışların, Yaradan’a sığınmışların hepsini samimiyetle kucaklıyoruz.
Bu mübarek günlerde haykırıyorum; çünkü bizler zaten oyuz, onlarız, onlarlayız.”
***
Kendini bilmeyen, bilmek istemeyen yani özünden sakınan ve uzak duran hülasa akıl ve kalp ile okumayan için anlaşılmaz gelse de bu yazınsal denk düşme karşısında yaşadığım his, bitmeyen bir rüya gibiydi.
O rüya ki Dündar Taşer’in ‘Büyük Türkiye’si…Anadolu’da her Türk hanesinin hücresine işlemiş kavi bir adanmışlıktır…
Ötede aynılar istediği kadar aynı yerde duradursun, istediği cereyanlarda savrulsun!
Bizi sevme şerefiyle vazifelendiren vatanı, soyma peşindekiler çaldıklarıyla temize çıkamayacaklar…
Önce ülkem ve milletim diyenlere saygıyla…