“Duygusal İlişkilerde Kopamamanın Hikâyesi”

Bazı ilişkiler vardır; dışarıdan bakıldığında çoktan bitmiştir ama içeride hâlâ sürer. Konuşmalar azalmıştır, temas zayıflamıştır, duygular tek taraflı taşınır hale gelmiştir. Yine de insan gidemez. Çünkü gitmek bazen bir kişiden değil, bir umuttan, bir kimlikten, bir hayattan vazgeçmek gibidir.

İlişkide kalan taraf genellikle anlatandır. Duygusunu anlatır, ihtiyacını anlatır, incindiğini anlatır. Sayfalarca anlatır. Defalarca anlatır. Karşıdan ise çoğu zaman sınırlı sayıda cümle gelir. İşte o an kişi kendiyle ilgili şüpheye düşer:
“Acaba ben mi fazla istiyorum?”

***

Oysa sorun beklentinin fazlalığı değil, karşılıklılığın eksikliğidir.

İnsanın kopamadığı ilişkilerde sıkça görülen bir şey vardır: Karşı tarafın koşulları çok iyi anlaşılır. Yorgundur, zor bir dönemden geçiyordur, başka yükleri vardır. Kişi anlayışlı olmayı, sessizce katlanmayı erdem sanır. Suçlamaz, zorlamaz, talep etmez.

Ama içten içe kendini tüketmeye başlar.

Bir süre sonra şunu fark eder: Onu korurken kendinizi koruyamıyordur.

Bir noktada ilişki sevgi olmaktan çıkar, görev haline gelir. “Şimdi gidersem yarım bırakmış olurum”, “En zor zamanında yalnız bırakamam”, “Biraz daha dayanayım” cümleleri iç sesi ele geçirir.

Oysa bir ilişki, tek kişinin dayanıklılığıyla ayakta kalıyorsa, orada artık ilişki değil, yük vardır.

Kopmayı zorlaştıran şey çoğu zaman karşı taraf değil, kendimizle ilgili sorulardır:

  • “Bunca emek boşa mı gidecek?”
  • “Ya bir daha böyle sevemezsem?”
  • “Ya yanılıyorsam?”

· ***

İnsan bazen karşısındaki kişiyi değil, kendi seçimini haklı çıkarmaya çalışır. Çünkü yanıldığını kabul etmek, ilişkiyi bitirmekten daha acı verici olabilir.

Bunu özellikle söylemek gerekir: Kopamamak güçsüzlük değildir. Aksine, çoğu zaman fazla güçlü olmaktan kaynaklanır. Fazla anlayan, fazla tolere eden, fazla empati kuran insanlar en zor kopanlardır.

Ama güç, kendini tüketme pahasına sürdüğünde artık iyileştirici değildir.

***

Bir gün insan şunu fark edersiniz:
Bu ilişkide kalmak sizi daha iyi biri yapmıyor, sadece daha sessiz biri yapıyor.

İşte o an kopmak bir terk ediş olmaktan çıkar; kendine doğru atılan bir adım olur.

Çünkü bazı ilişkilerde kalmak sadakat değil, kendine ihanettir.

Gitmek her zaman kolay değildir. Ama bazen gitmemek, insanın kendisinden yavaş yavaş kopmasıdır. Gerçek iyileşme, “beni neden seçmiyor?” sorusunu bırakıp şunu sorabildiğinizde başlar:

“Ben, kendimi seçiyor muyum?”

Bu soru cesaret ister. Ama cevabı, insanın hayatını değiştirir.