Kayıp insana bir gerçeği daha hatırlatır: Hayatın tamamı bizim kontrolümüzde değildir. İnsan zihni ise bu gerçeği kabul etmekte zorlanır. Bu nedenle geçmişteki küçük detayları tekrar tekrar düşünür. Sanki doğru cümleyi bulursa zamanı geri çevirebilecekmiş gibi...
***
Ve insan bir noktadan sonra insan yorulur. İnkar etmekten... Kızmaktan... Pazarlık yapmaktan... Ve nihayet acıyla baş başa kalır. İşte burası yasın en sessiz durağıdır. Dışarıdan bakıldığında kişi durgun görünür. Ama aslında içinde büyük bir yeniden yapılanma başlamıştır.
***
Bir orman yangınından sonra geriye kalan siyah toprağı düşünün. Uzaktan bakıldığında her şey bitmiş gibidir. Oysa toprağın altında görünmeyen bir hazırlık vardır. Yeni filizler sessizce kök salmaktadır.
Yasın depresif dönemi de böyledir. Sessizdir. Ama dönüşümün de en yoğun yaşandığı dönemdir.
***
Yasın son durağı “kabul” olarak tanımlanır. Ancak kabul, unutmak değildir. Acının geçmesi de değildir. Kabul, kaybın hayat hikâyesine dahil edilmesidir. Bir zamanlar açık olan bir kapının kapandığını kabul etmektir. Kapının önünde beklemeyi bırakıp başka odalara yürümektir.
***
Acı ilk günlerde sırtımızda taşıdığımız dev bir kaya gibidir. Nefes aldırmaz. Yürütmez. Sonra zamanla kaya küçülmez belki ama kaslarımız güçlenir. Onu taşımayı öğreniriz. İyileşmek bazen acının azalması değil, kişinin yaşadığı duyguyu taşımayı öğrenmesidir.
***
Çoğu insan yasın amacının unutmak olduğunu düşünür. Oysa yasın amacı unutmak değildir. Yasın amacı, kaybedilen şey olmadan yaşamayı öğrenmektir. Kaybı silmek değil, onunla yeni bir ilişki kurmaktır.
***
Çünkü sevdiğimiz insanlar hayatımızdan çıkabilirler. Ama hikâyemizden çıkmazlar. Onlar bazen bir şarkıda, bazen bir kokuda, bazen bir sokak köşesinde yeniden karşımıza çıkarlar.
Yas, onları geride bırakmak değildir. Onları kalbinizde farklı bir yere taşımaktır.