Eskiden çocuk yetiştirmek daha çok bir hayatın doğal akışıydı. Bugün ise giderek bir “proje”ye dönüşüyor. Çocuğunun ne yediğinden kaç saat uyuduğuna, hangi okula gittiğinden kaç kursa katıldığına kadar her şeyi doğru yapmak isteyen anne babalar, bir yandan da sürekli kendilerine şu soruyu soruyor: Ben, yeterince iyi bir anne baba mıyım?
***
Aslında bu sorunun kendisi bile günümüz ebeveynliğinin ne kadar yorucu hale geldiğini gösteriyor. Anne babalar artık yalnızca çocuklarını değil, kendi ebeveynliklerini de sürekli denetliyor. Çocuğu üzülmesin, başarısız olmasın, hata yapmasın, özgüveni kırılmasın diye hayatın bütün zorluklarını onun önünden kaldırmaya çalışıyorlar.
***
Oysa çocuk, serada yetişen bir çiçek değildir. Serada rüzgâr yoktur, yağmur yoktur, fırtına yoktur. Her şey kontrol altındadır. Ama dışarı çıktığında kendi başına ayakta kalabilmesi için köklerinin güçlü olması gerekir.
***
Çocuklarımızı hayattaki bütün zorluklardan koruyamayız. Onları zorluklarla baş edebilecek şekilde yetiştirebiliriz.
Belki de anne babalığı bir “mühendislik” işi gibi görmekten vazgeçip biraz “bahçıvanlık” gibi düşünmeliyiz. Bahçıvan ağacı çekerek büyütmez. Ona ışık verir, su verir, toprağını besler ve büyümesine alan açar.
***
Günümüz ebeveynlerinin mükemmel olmaya çalışmasının bir başka nedeni de sürekli kıyaslama içinde olmamız. Sosyal medya bize başkalarının hayatının en güzel karelerini gösteriyor.
***
Bir annenin çocuğuyla yaptığı etkinliği, başka bir ailenin mutlu sofrasını, başarılı bir çocuğun aldığı ödülü görüyoruz ve kendi hayatımıza bakıp “Ben neden bunları yapamıyorum?” diye düşünüyoruz.
***
Oysa başkasının vitriniyle kendi mutfağımızı kıyaslıyoruz. Bir de kendi çocukluğumuzun izleri var. Bazı anne babalar çocuklarına yaşatmak istemedikleri şeyleri telafi etmeye çalışırken farkında olmadan aşırı koruyucu hale gelebiliyor.