Ebeveynler, “Ben yalnız kaldım, çocuğum kalmasın”, “Ben çok eleştirildim, çocuğum hiç üzülmesin” derken çocuğun hayatındaki her güçlüğü ortadan kaldırmaya çalışabiliyorlar.

***

Fakat hayatın bütün yağmurlarını çocuğumuzdan uzak tutmak mümkün değil. Bazen şemsiyeyi kapatmak gerekir. Çocuğun başarısız olmasına, beklemeye, sıkılmaya, hayal kırıklığı yaşamaya, kendi sorunlarını çözmeye fırsat vermek gerekir. Çünkü çocuk, hayatın küçük yağmurlarında yürümeyi öğrenmeden büyük fırtınalarda nasıl ayakta kalacağını bilemez.

***

Burada karşımıza “yeterince iyi ebeveynlik” kavramı çıkıyor. Yeterince iyi ebeveyn; hiç öfkelenmeyen, hiç hata yapmayan, çocuğunun bütün ihtiyaçlarını eksiksiz karşılayan ebeveyn değildir. Çünkü böyle bir ebeveyn yoktur. Bazen bağıracağız. Bazen yanlış anlayacağız. Bazen sabrımız tükenecek. Önemli olan hiç hata yapmamak değil, hata yaptığımızda ilişkiyi onarabilmek.

“Az önce sana bağırdım, doğru değildi”, “seni dinlemediğimi şimdi fark ettim”, “özür dilerim”... Bir çocuğun hayatında bu cümlelerin değeri, kusursuz bir anne babadan çok daha büyük olabilir.

***

Çünkü çocuk böylece şunu öğrenir: İlişkiler kırılabilir ama onarılabilir. Hata yapmak insan olmaktır. Belki de çocuklarımıza navigasyon olmak yerine pusula olmayı öğrenmeliyiz. Onların bütün yollarını önceden çizmek yerine, kendi yollarını bulabilecekleri değerleri kazandırmalıyız.

Çünkü bir gün bizim yanımızda olmayacaklar. Ama içlerinde taşıdıkları pusula onlarla kalacak. Sonuçta çocuklarımızın ihtiyacı mükemmel anne babalar değil; güvenebilecekleri, hata yaptığında geri dönebilecekleri, duygularının görüldüğünü hissedebilecekleri gerçek anne babalar.

***

Belki de kendimize artık “Çocuğum için her şeyi doğru yapıyor muyum?” diye sormak yerine başka bir soru sormalıyız: “Çocuğum benim yanımda kendisi olabiliyor mu?”

Çünkü iyi ebeveynlik, çocuğumuza kusursuz bir hayat sunmak değil; kusursuz olmayan bir hayatın içinde kendi ayakları üzerinde durabileceği güçlü kökler kazandırmaktır.