Son günlerde okullarda yaşanan şiddet olaylarının etkisi ile hepimiz yangını konuşuyoruz, toprağın nasıl yeniden yeşereceğini sorgulamıyoruz…
Okulları çoğu zaman birer bina gibi düşünüyoruz; duvarları, sıraları, kuralları olan yapılar… Oysa okul dediğimiz yer, aslında bir “iklimdir.” Ve her iklim, içinde büyüyen canlıyı belirler. Sert rüzgârların estiği bir yerde narin çiçekler açmaz; ama güneşin ve suyun dengede olduğu bir yerde, en kırılgan tohum bile kök salar.
***
Bugün çocukların davranışlarını konuşuyoruz. Oysa asıl konuşmamız gereken, onların büyüdüğü iklim. Bir çocuk, sevgi gördüğü yerde yumuşar. Anlaşıldığı yerde açılır. Değer verildiği yerde kendine zarar vermeden var olmayı öğrenir. Çünkü insan ruhu, en çok temasla şekillenir.
Bir bahçıvan düşünün… Tohum toprağa düştüğünde ona bağırmaz, onu zorlamaz. Onun yerine ışığı ayarlar, suyu dengeler, sabreder. Çünkü bilir ki büyüme, uygun koşullarla olur. Çocuklar da böyledir.
Onları sürekli düzeltmeye çalıştığımızda değil, onları gerçekten gördüğümüzde gelişirler. Bugün belki de en çok unuttuğumuz şey şu: Sevgi, bir duygu değil; bir ortamdır. Ve bir çocuk, sevginin olduğu bir ortamda şunu öğrenir: “Ben bu dünyada yer kaplayabilirim, hem de kimseye zarar vermeden.”
***
Barışçıl bir çocuk yetiştirmek, ona sadece “kavga etme” demek değildir. Ona, öfkesini tanımayı, hayal kırıklığını taşımayı, kırıldığında kendini onarmayı öğretmektir. Çünkü içinde savaş olan birine dışarıda barış öğretemezsiniz. Okullar bu yüzden sadece bilgi verilen yerler değil, duyguların karşılandığı, ilişkilerin kurulduğu, insan olmanın deneyimlendiği alanlar olmalıdır.
***
Bir öğretmenin bir çocuğa baktığı göz, bazen o çocuğun kendine bakışını belirler. Bir arkadaşın dışlamadığı bir çocuk, başkasını dışlamayı öğrenmez. Bir çocuğun sesi kesilmediğinde, başkasının sesini kısmaya ihtiyaç duymaz. Ve belki de en önemlisi: Sevgiyle büyüyen bir çocuk, dünyayı tehdit olarak değil, temas alanı olarak görür.
Bugün karanlığa odaklanmak kolay. Ama asıl dönüşüm, ışığın nereden yakılacağını konuştuğumuzda başlar. Çünkü her çocuk, içinde bir ihtimal taşır. Ya inciten biri olacak, ya da iyileştiren. Ve o ihtimalin yönünü belirleyen şey, ona ne öğretildiğinden çok, ona nasıl davranıldığıdır.
***
Belki de artık şu soruyu sormanın zamanı: Biz çocuklara nasıl bir dünya anlatıyoruz değil, nasıl bir dünya hissettiriyoruz? Çünkü hissedilen dünya, öğrenilen dünyadan daha kalıcıdır. Ve sevgiyle temas eden her çocuk, bir gün o sevgiyi çoğaltacak birine dönüşür.