Bir kenti tanımanın yolu sokaklarında kaybolmaktan, anlamanın yolu ise tarihsel kimliğini ve sosyo-ekonomik göstergelerini bilmekten geçiyor.

Elbette anlamak için bilmek tek başına yetmiyor, muhakeme de gerek.Üstüne kafa yormadan çalakalem yazılar ve anlatılarla kentleri ne tariflemek mümkün ne de manayla kuşandırmak…

Bursa’da şehre dair en büyük yoksunluk sanırım bilgiyle donatılmış düşüncenin temsilidir! Çünkü görüyoruz ki kentte kaybolan çok ama kenti anlayan yok…

Düşünce olmayınca‘estetik’ ve ‘hareket’ deköşedeki plazanın trafiği yansıtan camlarının edilgenliğinde olduğu gibi birillüzyondan ibaret kalıyor.

Bugün kentler adına o illüzyon, betona indirgenmiş bayındırlık yarışıdır!Taklitçi ve öykünmeci bu yarış kentsel kimliği,‘gündelik’ bir kalıba sıkıştırıyor.

Geçici telaşlarla çakılan kalıplardan yeni ucubeler yeni sorunlar fışkırıyor. Bu noktada kentleri anlamak için bir şart da ‘insanıanlamak’ olarak önümüze çıkıyor.

Günümüz insanını anlamak da tanımak da zor! Daha zoru ise yönetmek!

Bursa’da tanımadığı ve anlamadığını yönetmeye kalkanların içine düştükleri trajikomik hallerin kendilerinden çok kentlere zarar verdiğini görüyoruz.

İnsanı tanıma ve anlamayı ‘rantsal bölüşüm’ yönetimi olarak görenlerin neden olduğu kaybın telafisi yok!

Şöyle genel manzaraya bakınca bu tarz yönetim zafiyetleridolayısıyla ‘zarar’ görmeyen ilçe sayısının, ne yazık ki bir elin parmaklarını geçmediğine de şahit oluyoruz.

Şüphesiz bu sayının azlığının nedenselliğini düşünmek ve tartışmak gerek. Mesela Yıldırım, bu anlamda iyi bir örnek!

Biliyoruz ki Yıldırım’ı yönetmek, hakkında düşünmek ve yazmaktan daha zor.

Neden?

Bursa’nın toplam yüz ölçümü içerisinde en küçük paya sahip ilçesi Yıldırım, fakat aynı zamanda nüfus yoğunluğunun en fazla olduğu kent.

Düşünün, resmi verilere görekilometrekareye Nilüfer’de bin kişi, Osmangazi’de bin 500 kişi düşerken Yıldırım’da 6 bin kişi düşüyor.

Böyle bir yoğunluğu yönetmek, anlamak ve tanımak dışında maharetler de gerektiriyor.Neyse ki Yıldırım’da ilçeye zarar vermeyen bir yönetim sergileniyor.

Yıldırım’a dair yazılarımda hep ‘Nilüfer’e benzememeli’ tezini savundum. Geçenlerdeki bir yazımda 14’üncü yüzyılda kurulmuş zaman içinde durmuş son 7 yılda yeniden tıkır tıkır çalışır hale gelmiş bir saate benzetmiştim.

Bu benzetmenin abartı içermediği yönündeki inancım, geçen haftanın son gününde bir kez daha tazelendi.

Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz, yıllık değerlendirme toplantısında deyim yerindeyse bizleri haber bombardımanına tuttu.

Farklı başlıklarda anlattığı her bir icraat ve hizmetin günlerce sürecek bir araştırma dosyası niteliği taşıdığının altını çizmeliyim.

Örneğin, Yılmaz’ın ‘Sessiz Devrim’ diye nitelendirdiği ilçedeki mülkiyet sorununun çözülerek vatandaşın tapuya kavuşturulması, başlı başına derinlemesine irdelenmesi gereken bir konudur.

Yukarda bahsettiğim bir nüfus yoğunluğunda, ‘40 bin tapu’ dağıtmak hiçte kolay iş değil!

Yalnızca bu mu? 31 Mart 2024’ten sonra Bursa’da ‘kentsel dönüşüm’ hareketliliği namına Yıldırım’ın numune kalması acı bir gerçektir!

Yıldırım’da 7 bin 500 konut üretilmiş, 2029’a kadar 30 bin konut hedeflenmiş… Üstelik bu yoğunluk azaltılarak yapılıyor… Benzer bir başka örnek var mı? Yok!

Öte yandan Yıldırım’da planlama, dijitalleşme, ulaştırma, kültürel ilerleme, sanatsal çeşitlilik, sportif başarı, sosyal kalkınma, çevresel uyum, kadın ve çocuk refahı gibi birçok başlıkta ihtiyaç ve gerekliliklerden fazlası var.

Peki, ne yok?

Haber değeri kavramının içini boşaltan türden, icraat ve hizmetten yoksun yerel yönetimlerin sürekli ürettiği dedikodu yok, kriz yok, kaos yok!

Oktay Yılmaz’ın her biri günlerce konuşulacak proje, hizmet ve icraatları önümüzde dururken görev süresi boyunca neredeyse kentine hiçbir katkısı olmayanların ‘en çok konuşulanlar’ arasında gösterilmesi bu dedikodu yokluğunun sağlaması gibi…

Yılmaz’a tavsiyem biraz da dedikodu, kriz ve kaos üretmesidir ki yaptıkları az da olsa gündeme gelebilsin! Şaka bir yana Oktay Yılmaz, kendisinin de ifade ettiği gibi yerel yönetimde bir Yıldırım modeli inşa etti, ediyor.

Bu modelin Yıldırım’ı daha ileriye taşıyacağına olan inanç günden güne pekişiyor. Dileriz Yılmaz da bu özgün modeli tavizsiz bir şekilde sürdürmeye devam eder…

Kendi ikbalinin değil kentinin istikbalinin peşinde olan yöneticilere saygıyla…