Hakikati en net dikiz aynasında görür insan!*

Yani ya kaçarken ya da her ne ise olup bitmiş veya geçip gitmişken!

Artık ‘geçen yıl’ olmasına saatler kalan 2025’e de bu meyanda hakikatlerimizi görmek için bakmak mümkün.

Elbette bir yılın muhasebe ve muhakemesi zor ama öte yandan birkaç dakikaya da sığdırılabilir. Bazen de birkaç dakikanın hesaplaşması yıllar alabilir.

Şüphesiz hakikatle yüzleşme, aklımızın ve de çoğu zaman vicdanımızın hatta cesaretimizin yettiği kadar gerçekleşir.

Zira müellifi olduğum iddia şudur: Hakikat maske takmaz! Bu yönüyle de inkarın basitliği içindekiler için hakikat sarsıcı ve hiddetlidir…

Bu yazıda, sektörümüzün gelenekselleşmiş eğilimi olan 365 günü kronolojik bir çerçeveye almanın ötesine geçmek istiyorum.

Özellikle de tamamen indirmeci bir yaklaşım gösterip 2025’i ‘dans’ olgusuyla tariflemeye yelteniyorum.

Hatta çok gündelik ve magazinsel bir yerden konuya bakarak ve ‘dans’ olgusunun somut pratiğinden hareketle soyut temsilini irdeleme cüreti gösteriyorum.

Aslında yeni değil uzun zamandır bilhassa küreselde ‘göstermecilik’ temalı dansa şahit oluyoruz.

Son yıllarda ülkemizde de sahne sanatlarının nadide türlerinden olan konserlerin, söz ve müzikten öte dans gösterileriyle öne çıktığını görüyoruz.

Oysa eskiden kitleleri, hislerine tercüman olan sözler bir araya topluyordu. Bugün ise ‘şehvetin’ konusu eylemler içeren danslar çekim gücünü elinde tutuyor.

Kategorik anlamda bir kesimin çilesi ve kederine, bir başka kesimin ise estetik ve zevk algısına odaklanan eski pratikler, artık yerini neredeyse tüm kitleyi ‘cinsel tutkularda’ hizalanmaya çeken yeni pratiklere bırakıyor.

Öyle ki ürün yani dans, değer temsili ve üretiminden bağımsız bir şekilde her platformda satın alınıyor. Yani bir pop yıldızının kostümü ve dansı da sosyal medyadaki bir şalvarlının dansı da ticaretin konusu olabiliyor.

Salt eğlence ve eğlenme halinin tüm pratikleri, gerçekliğinden çok çok uzağına sürüklenen kitlenin yeni olağanı bir başka deyişle yeni normali olabiliyor.

Hristiyan ilahileri eşliğinde göstermecilik konseptli ev partilerinin ifşası ile telefonundaki sosyal medya uygulamasından para kazanmak için yapılan hareketler, işte bu yeni normalin üretimleri olarak kategorize edilebilir.

Yeni, cazibesinin sarsıcılığıyla eskiyi sadece yıkmakla kalmıyor üstüne çıkıp tepiniyor, aynı zamanda eskiyi her yönden istismara konu ve malzeme kılıyor.

Yeni normale, ‘toplumsal tapuları yıkmak’ yahut ‘toplumsal kabuk değişimi sağlamak’ gibi sihirli bir misyon yüklenilse de hakikatin tezahürü, yeni olağanın tüm çarpıklığının anlaşılması ve büyüsünün dağılmasıyla neticeleniyor.

Açıkçası yılbaşı akşamları ‘oryantal’ gösteriler eşliğinde eğlenme fiiline, yılın her günü ve günün her saati yeni normalin kendini ürettiği pratikler dolayısıyla istemesek de ortak oluyoruz.

Bu noktada ‘dansözlük’ üzerinden geçmişle bugün açısından bir benzeşme sezilebilir fakat yine de kitlesel yaygınlık ve eriştiği kabul açısından bugünün dansı ile geçmişin dansözü arasında bariz farklar bulunduğu görülecektir.

Şöyle ki sadece sahne sanatları ve hanelere sirayet eden haliyle de değil ‘göstermeci dansın’ hemen her alanda temsiline maruz kalabiliyoruz.

Örneğin sahnelerde dans olarak tecelli eden zamanın ruhu, siyasete de benzer yöntemlerle sirayet edebiliyor.

Dün bazı siyasetçilere yönelik kullanılan ‘dansöz’ ifadesinin hareket yönü, bugün törpüden geçmiş ve yeni normal sayesinde dans, kıvraklık ve dahi zekâ emaresi sayılır olmuş durumdadır.

Tıpkı ışıklı dans gösterileriyle pazarlanan konserler gibi siyasi propaganda da güçlü retorik yerine yeni kabul halini alan dansla şekilleniyor.

İlk bakışta bu tarifle bir bağdaşma kuramayabilirsiniz. Bir siyasetçinin dans ederek kitleleri ikna etmeye çalıştığı şeklinde bir çıkarımda bulunabilirsiniz.

Fakat bahsimiz bu değildir. Yeni normal yani dans nasıl ki bir konserde esasen ‘değerli’ olanı yitime uğratıyorsa siyasette de ‘değerli’ olanın anlam yitimi benzer bir şekilde yaşanıyor.

Yani siyasette ‘liyakatin’, ‘toplumla dertlenmenin’, ‘vatan ve millet sevgisinin’, ‘ülkeye bağlılığın’ yerini ne almış, alıyor ve alacaksa işte siyasetteki dans yani yeni normal odur.

Ne hazin ki geçmişte siyasal dansözlük sınırlı bir temsile sahipti bugün ise siyasal dansçılarımız, tüm kusurlarına rağmen sahnedeler…

Şüpheniz olmasın ki yeni normal, medyada da yeni hal bulmuş durumda!

Ne idüğü belirsiz ne kadar parazit varsa tüm ahmaklık ve sahtekarlıklarına rağmen kısa yoldan şöhret ve zenginlik elde edebiliyor hatta günü sonunda sözüm ona ‘uzman’ rolüyle ahkam keserek kabul görebiliyor.

İşin kötü tarafı, bu kompromat dansçıların tetikçilik ve şantajcılıkla elde ettiği hâkim pozisyonu, toplum adına saf/ari ve tarafsız eleştirinin özgürlüğüne gölge düşürüyor. Yetmiyor eleştireni illa bir tarafın ölçüsüyle yargılıyor.

Oysa ne diyordu: Hakikati insanların ölçüleriyle değil, insanları hakikatin ölçüleriyle tanı.

Hakikatin dikenli ve fırtınalı yolunda yalın ayak ve yalın kılıç yürüyenlere saygıyla…

*Pearl Jam’ın ‘rearviewmirror’ şarkısından ilhamla…