Türk Devletleri Teşkilatı’nın güçlenmesi, Avrasya’daki bütün aktörleri yeni hesaplar yapmaya yöneltiyor. Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev’in Rusya’yı TDT+ formatına veya gözlemci statüsüyle teşkilatın çalışmalarına katma önerisi, bu bakımdan dikkat çekicidir. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov’un öneriye olumlu yaklaşması da Moskova’nın gelişen Türk dünyası iş birliğine ilgisini ortaya koyuyor. Ancak henüz açıklanmış bir Rus üyeliği veya Putin’in doğrudan yaptığı resmî üyelik başvurusu söz konusu değil.

Asıl soru şudur: Rusya’nın muhtemel katılımı Türk dünyasının hareket alanını nasıl etkiler? Türkiye, bu açılımı hangi şartlarda stratejik kazanıma dönüştürebilir?

MOSKOVA’NIN HESABI

Rusya açısından mesele, sınırları içindeki Türk halklarıyla kültürel bağların ötesine uzanıyor. Orta Asya ve Kafkasya’da güçlenen bir iş birliği zemini, Moskova’nın ekonomik ve güvenlik hesaplarını doğrudan ilgilendiriyor.

Türkiye’nin bölgedeki etkinliği, ulaşım projeleri ve ortak üretim arayışları geliştikçe Rusya da bu süreçlerle kurumsal ilişki kurmak isteyebilir. Böylece hem yeni fırsatlara erişmeyi hem de kendi çıkarlarını etkileyen gelişmeleri yakından izlemeyi hedefleyebilir.

Bu yaklaşım, Türk dünyasının artan ağırlığının bir işareti olarak okunabilir. Bununla birlikte büyük devletlerin her açılımı, karşılıklı çıkarlar ve güç dengeleri içinde değerlendirilmelidir. Diplomaside iyi niyetin kalıcılığını sağlayan, açık kurallar ve karşılıklı yarardır.

HANGİ KATILIM DAHA OLASI?

Mevcut tablo, önce TDT+ üzerinden belirli alanlarda iş birliğini, ardından şartlar oluşursa gözlemciliği daha gerçekçi kılıyor. Tam üyelik ise teşkilatın kimliği ve kurumsal dengeleri bakımından çok daha kapsamlı bir tartışma gerektirir.

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Türk Devletleri ile İlişkiler Başkanı Kürşad Zorlu’nun, Rusya’nın olası gözlemcilik talebinin bütün üye devletlerin onayı ve Türk dünyasının ortak çıkarları doğrultusunda değerlendirileceğini belirtmesi önemlidir. Sürecin anahtarı, üyelerin ortak iradesidir.

Bu nedenle kabul ihtimalini kesin yüzdelerle açıklamak yerine, katılımın kapsamına bakmak gerekir. Ticaret ve eğitim projelerine katılmakla teşkilatın siyasi yönelimini belirleyen bir konum edinmek arasında önemli fark vardır.

ORTA KORİDORDA YENİ DENKLEM

Muhtemel yakınlaşmanın en somut sınavı ulaştırma ve ticarette yaşanabilir. Rusya’yla kurulacak kurumsal diyalog, Avrasya güzergâhları arasında eş güdümü artırabilir; gümrük, lojistik ve yatırım sorunlarının çözümünü kolaylaştırabilir.

Ancak Moskova’nın kendi ulaşım hatlarının rekabet gücünü korumak isteyeceği de hesaba katılmalıdır. Türkiye’nin ölçüsü açık olmalıdır: Bu iş birliği Orta Koridor’un kapasitesini, güvenilirliğini ve güzergâh çeşitliliğini artırıyor mu?

Türk dünyasının ekonomik bütünleşmesi, taşıdığı yükün yanında ürettiği değerle güçlenecektir. Demiryollarının çevresinde fabrikalar, lojistik merkezleri, enerji yatırımları ve teknoloji ortaklıkları gelişmelidir. Geçiş gelirini ortak kalkınmayla tamamlayan bir yaklaşım gerekir.

İŞ BİRLİĞİNİN TEMELİ EGEMEN EŞİTLİK

Rusya’nın katılımı, Türk devletleriyle Moskova arasındaki bazı rekabet alanlarını düzenli müzakereye taşıyabilir. Bölge ülkelerinin sorunlarını kendi aralarında çözebilmesi, dış müdahale alanını daraltabilecek bir imkândır.

Bunun güvencesi, her üyenin egemenliğine ve karar hakkına saygıdır. Büyük bir aktörün ekonomik ve siyasi ağırlığının ortak gündemi tek başına belirlemesine izin vermeyen kurumsal açıklık sağlanmalıdır.

Türkiye’nin öncülüğü de ortak üretim, bilim, eğitim ve karşılıklı güven üzerinden güçlenmelidir. TDT’nin karar iradesi korunduğu ölçüde genişleyen iş birliği bütün taraflara değer katar.

ANKARA’NIN STRATEJİK ÖLÇÜSÜ

Rusya’nın açılımını Avrasya’da barış, üretim ve bölgesel dayanışma bakımından değerlendirmek gerekir. Ortak projelerin başarısı, ülkelerin birbirleri üzerindeki nüfuzundan çok halkların refahına katkısıyla ölçülmelidir.

Türkiye açısından hedef; Cumhuriyet’in tam bağımsızlık iradesini esas alan, Türk dünyasının dayanışmasını geliştiren ve komşularıyla karşılıklı yarar temelinde ilişkiler kuran bir siyasettir.

Rusya’yla kurulacak ilişkinin değeri de burada ortaya çıkacaktır: Türk devletlerinin kendi geleceklerini belirleme gücünü, üretim kapasitesini ve ortak hareket imkânını ne kadar artırdığına bakılacaktır. Avrasya’nın geleceğini sağlamlaştıracak olan, egemen devletlerin birlikte üretebildiği ve birbirine güvenebildiği bir düzendir.