İsrail’de 27 Ekim seçimlerinin ardından ortaya çıkan tablo, askerî güç gösterisinin siyasi istikrarı kendiliğinden sağlamadığını gösteriyor.
Netanyahu’nun partisi Likud ilk sırada bulunuyor. Ancak birinci parti olmak, hükümeti kuracak çoğunluğa ulaşmak anlamına gelmiyor.
29 Ekim’de açıklanan, resmî kesinleşme süreci devam eden sayıma göre Netanyahu’nun mevcut koalisyonu 53, muhalefet bloku 48, Arap partileri ise toplam 19 sandalye elde ediyor. 120 üyeli Knesset’te çoğunluk için gereken sayı 61. Dolayısıyla iki ana blok da kendi ortaklarıyla bu eşiğe ulaşamıyor.
Sandığın ortaya çıkardığı temel mesele, İsrail’i kimin yöneteceği kadar, hangi siyasi uzlaşmanın mümkün olacağıdır. Bölge açısından belirleyici soru ise kurulacak hükümetin savaş ve işgal politikalarında nasıl bir tutum alacağıdır.
SAVAŞIN GETİRİSİ, SİYASETİN SINIRI
Netanyahu, seçim gecesi konuşmasında askerî kazanımları ve ABD Başkanı Donald Trump’la ilişkilerini öne çıkardı. Buna rağmen ilk sonuçlar, mevcut ortaklarıyla hükümet çoğunluğuna ulaşamadığını gösterdi.
Buradan çıkarılması gereken sonuç açıktır: Askerî operasyonların başarı olarak sunulması, toplumdaki bütün siyasi ve toplumsal anlaşmazlıkları ortadan kaldırmıyor. Güvenlik söylemi, farklı seçmen kesimlerini kalıcı biçimde aynı hükümetin çevresinde tutmaya yetmeyebiliyor.
Bununla birlikte Netanyahu’nun çoğunluğu kaybetmesini, İsrail toplumunun bütünüyle savaş politikalarından uzaklaştığı şeklinde okumak da acelecilik olur. Seçmenler bir lidere farklı gerekçelerle itiraz edebilir. Bir hükümete karşı çıkmakla, o hükümetin bölgesel siyasetini reddetmek arasında önemli bir mesafe bulunabilir.
Bu mesafenin kapanıp kapanmadığını, koalisyon görüşmelerindeki somut tercihler gösterecek.
ARAP PARTİLERİNİN KİLİT KONUMU
Seçimin dikkat çekici sonuçlarından biri, Arap partilerinin ulaştığı temsil gücüdür. İki büyük blokun çoğunluk sağlayamaması, bu partilerin hükümet denklemi üzerindeki etkisini artırıyor.
Ancak sandalye sayılarının kâğıt üzerinde toplanabilmesi, siyasi ortaklığın kurulabileceği anlamına gelmiyor. Netanyahu’nun Arap partilerine dayanan bir hükümete karşı tutumu, seçim gecesi açıklamalarına da yansıdı.
Böylece İsrail siyasetinin temel çelişkilerinden biri yeniden görünür hâle geliyor: Arap yurttaşların oyları parlamentodaki dengeyi belirlerken, temsilcilerinin iktidar oluşumundaki yeri tartışma konusu yapılıyor.
Arap partilerinin gücü, ancak somut siyasi kazanımlara dönüşebildiği ölçüde kalıcı bir etki yaratacaktır. Eşit yurttaşlık, toplumsal güvenlik ve Filistin meselesine yaklaşım, kurulabilecek herhangi bir ilişkinin gerçek sınavları olacaktır.
HÜKÜMET DEĞİŞİKLİĞİ BÖLGEYE NE GETİRİR?
Önümüzde farklı partiler arasında yeni ortaklıklar, geniş tabanlı bir hükümet veya uzayan bir siyasi tıkanma ihtimali bulunuyor. Ancak bölge halklarının beklentisi bakımından ölçü, başbakanlık koltuğuna oturacak kişinin adıyla sınırlı tutulamaz.
Gazze’de kalıcı ateşkes, insani yardımın kesintisiz ulaştırılması, Filistinlilerin zorla yerinden edilmesinin önlenmesi ve Filistin devletinin egemenliği konusunda atılacak adımlar esas alınmalıdır.
İsrail’de yönetimin değişmesiyle, bölgeye yönelik politikanın değişmesi aynı şey değildir. Yeni bir hükümetin söylemi daha yumuşak olabilir; belirleyici olan işgal, yerleşim ve askerî müdahale konularındaki uygulamalarıdır.
Aynı şekilde iç siyasi belirsizliğin dışarıda mutlaka gerilim üreteceğini söylemek de doğru olmaz. Fakat koalisyon pazarlıklarında güvenlik gündeminin kullanılabilmesi ihtimali, bölge ülkelerinin dikkatle izlemesi gereken bir başlıktır.
TÜRKİYE İÇİN ÖLÇÜ SOMUT POLİTİKADIR
Türkiye açısından esas olan, kendi millî çıkarları ve bölgesel barış hedefi doğrultusunda gelişmeleri değerlendirmektir. İsrail’deki parti hesaplarından bağımsız olarak Filistin’in haklarını savunmak, bölge ülkeleri arasındaki iş birliğini güçlendirmek ve çatışmaların yayılmasını önlemek önemini koruyor.
Bölgenin geleceği, dış güçlerin müdahalelerine açık kırılgan dengeler yerine, bölge devletlerinin egemenliğine ve karşılıklı güvenliğine dayanan bir anlayışla kurulabilir.
İsrail’de sandık kapanmıştır; hükümet hesabı sürmektedir. Bölgenin beklediği cevap ise daha büyüktür:
Yeni siyasi denklem, savaşın sürdürülmesine mi, kalıcı barışın kurulmasına mı hizmet edecektir?