Küresel jeopolitiğin en sert fay hatlarından biri haline gelen Karadeniz, son yıllarda eşi benzeri görülmemiş bir kuşatma stratejisiyle karşı karşıyadır.

Ukrayna krizi üzerinden Karadeniz’i bir "NATO gölü" haline getirmek isteyen Batılı merkezler, her fırsatta bölgeye yönelik provokatif adımları tırmandırmaktadır. Ancak bu kuşatma girişiminin karşısına dikilen çok güçlü bir irade ve sarsılmaz bir hukuki barikat mevcuttur: Montrö Boğazlar Sözleşmesi ve Bölgesel Sahiplik İlkesi.

Millî Savunma Bakanlığı’nın Bulgaristan ve Romanya ile yürüttüğü üçlü savunma mekanizması, tam da bu noktada kritik bir jeopolitik yanıt niteliğindedir. Sofya’da bir araya gelen Türkiye, Bulgaristan ve Romanya Savunma Bakanları ile Genelkurmay Başkanları, yalnızca teknik bir askeri iş birliğini değil, Atlantik emperyalizminin Karadeniz’de ikinci bir cephe açma gayretlerine karşı bölgesel bir dalgakıranı devreye sokmuşlardır.

LOJİSTİK ÜS DAYATMASINA KARŞI KIYIDAŞ İRADESİ

Atlantik ittifakının ana stratejisi, Romanya ve Bulgaristan’ı Doğu Avrupa’daki lojistik yığınak üsleri haline getirerek Karadeniz’in kuzeyinde kalıcı bir askeri gerilim hattı inşa etmektir. Washington yönetiminin Dedeağaç’tan başlayarak Karadeniz kıyılarına uzatmak istediği askeri tahkimat, doğrudan bölge ülkelerinin egemenliğini ve güvenliğini tehdit etmektedir. Türkiye’nin bu süreçteki duruşu ise nettir: Karadeniz’in güvenliği, ancak ve ancak dış müdahale olmaksızın, kıyıdaş ülkelerin ortak iradesiyle sağlanabilir.

Sofya’daki üçlü zirve, Bulgaristan ve Romanya’nın Batı tarafından birer sıçrama tahtası olarak kullanılmasının önüne geçecek tampon bir mekanizma üretmiştir. Ankara, komşularıyla geliştirdiği bu savunma hattı sayesinde, hem bu iki ülkenin Atlantik stratejilerine tamamen eklemlenmesini frenlemekte hem de "bölgesel sahiplik" ilkesini işleterek yabancı güçlerin Karadeniz’de bayrak gösterme heveslerini kursaklarında bırakmaktadır.

MONTRÖ: KARADENİZ’İN KİLİT TAŞI

Karadeniz’de barışın, istikrarın ve milli egemenliğin yegâne güvencesi Montrö Boğazlar Sözleşmesi’dir. Batı ittifakı, Ukrayna’daki çatışmaları bahane ederek savaş gemilerini Boğazlar üzerinden Karadeniz’e sokabilmek için hukuki çatlaklar aramaktan hiçbir zaman vazgeçmemiştir. Ancak Türkiye, savaşın ilk gününden itibaren uyguladığı tavizsiz Montrö politikasıyla bölgedeki büyük bir felaketi engellemiştir.

Türkiye-Bulgaristan-Romanya arasındaki Üçlü Savunma Zirvesi, Montrö’nün delinmesine yönelik uluslararası baskılara karşı ortak bir diplomatik siper anlamı taşımaktadır. Türkiye, ittifak içi dengeleri gözetirken bile, Karadeniz’in güvenliğini NATO’nun genel genişleme stratejilerine kurban etmeyeceğini açıkça ilan etmiştir. Komşularla kurulan bu üçlü yapı, mayın temizleme faaliyetlerinden istihbarat paylaşımına kadar Karadeniz’in kontrolünün yerel aktörlerde kalmasını garantilemektedir.

AVRASYA CEPHESİNDE STRATEJİK DENGE

Türkiye’nin önündeki kalkınma ve bağımsızlık rotası, Avrasya coğrafyasıyla kuracağı dengeli ve stratejik ortaklıklardan geçmektedir. Karadeniz’de tırmandırılacak bir Atlantik çatışması, yalnızca güvenliğimizi değil, enerji hatlarımızı ve ticari koridorlarımızı da baltalayacaktır. Bu nedenle, kuzey sınırımızda barışı korumak, milli sanayimizi, üretim ekonomimizi ve tam bağımsız dış politika çizgimizi savunmanın ilk şartıdır.

Sofya’da atılan imzalar ve sergilenen ortak askeri duruş, Türkiye’nin Batı’nın dayatmalarına teslim olmayacağının, aksine kendi coğrafyasında oyun kurucu ve dengeleyici bir rol üstlendiğinin en somut kanıtıdır. Karadeniz ne bir çatışma sahası ne de emperyalizmin lojistik koridoru olacaktır; kıyıdaş ülkelerin iradesiyle barış denizi olarak kalacaktır.