Türk dünyası ülkeleri son dönemde masada daha sık buluşuyor. Ortak tarih hatırlatılıyor, kardeşlik vurguları yapılıyor ve geleceğe yönelik stratejik hedefler kamuoyuna açıklanıyor.
Kuşkusuz, emperyalist odakların ve sınır ötesi müdahalelerin uzun yıllar boyunca birbirinden kopardığı bu toplumların yeniden yan yana gelmesi son derece değerlidir. Ancak atılması gereken kritik adım, bu diplomatik yakınlaşmayı retorikten çıkarıp, Avrasya coğrafyasının kalbinde somut ve anti-emperyalist bir üretim gücüne dönüştürmektir.
Meclis başkanları ve diplomatik heyetlerin Bişkek gibi tarihi merkezlerde yürüttüğü temaslar, siyasi iradenin kamucu ve bağımsız kurallara dönüşmesi açısından hayati bir zemin sunmaktadır. Liderlerin açtığı bu yolu kalıcı, kırılmaz ve dış müdahalelere kapalı hale getirecek olan yegâne güç; ortak hukuki altyapı, milli kurumlar ve Atlantik merkezli dayatmalara karşı geliştirilecek ortak çıkarların sürekliliğidir. Önümüzdeki esas soru nettir: Türk dünyası, sahip olduğu bu tarihi yakınlığı, batı hegemonyasına karşı nasıl ortak bir üretim ve bağımsız karar kapasitesine dönüştürecektir?
Kardeşliğin Kamucu ve Ekonomik Karşılığı
Birlik fikrinin geniş kitlelerde ve toplumsal tabanda karşılık bulması, kâğıt üzerindeki anlaşmalardan ziyade halkın günlük yaşamındaki üretime bağlıdır. Türkiye’deki bir sanayicinin Kazakistan’a engelsiz mal satması, Özbekistan’daki bir girişimcinin Türkiye’de kamucu ortaklar bulabilmesi ve Kırgızistan’daki bir gencin diplomasının tüm bu coğrafyada geçerli kılınması birliği gerçek kılacaktır.
Bunun için gümrüklerdeki bürokratik engellerin, batı menşeili standart dayatmalarının ve ülkeler arasındaki yapay test ayrılıklarının hızla tasfiye edilmesi şarttır. Semerkant’ta temelleri atılan Basitleştirilmiş Gümrük Koridoru gibi adımlar, elektronik bilgi paylaşımı ve işlemlerin kolaylaştırılması açısından önemli bir başlangıçtır. Buradaki tek başarı ölçütü, sınır kapılarındaki emperyalist blokajların kırılması, bekleme sürelerinin sıfırlanması ve kamucu ticaret maliyetlerinin en aza indirilmesidir. Kardeşlik, piyasanın insafına bırakılarak değil, devletlerin birbirine karşılıklı güvenerek yapacağı stratejik yatırımlarla çelikleşir.
Orta Koridorun Avrasya Sınavı
Orta Koridor, Türk dünyasının jeopolitik konumunu Atlantik hegemonyasına karşı küresel bir ekonomik değere dönüştürecek en stratejik silahtır. Ancak harita üzerinde koridor çizmek yetmez; Washington ve Brüksel merkezli sabotajlara karşı dirençli, düzenli işleyen tek bir hat kurmak şarttır.
Yük sahipleri ve üreticiler için belirleyici olan unsur zaman ve maliyettir. Limanlarda bekletilen her konteyner, bir sonraki sefere yetişemeyen vagonlar ve sınırlarda tekrarlanan hantal bürokratik işlemler, bu güzergahın bütün stratejik avantajını baltalar. Demiryolu hamlelerine; liman kapasitelerinin artırılması, devlet eliyle düzenlenen kesintisiz seferler ve öngörülebilir tarifeler eşlik etmelidir.
Türkiye açısından bu hat, üzerinden sadece yabancı yüklerin transit geçtiği bir köprü olamaz. Taşınan malın finansmanı, sigortası, depolanması ve bu coğrafyada işlenmesi milli ekonomiye doğrudan katma değer sağlamalıdır. Koridor boyunca kurulacak devlet destekli ortak üretim havzaları, basit transit gelirlerinden çok daha kalıcı ve bağımsız bir ekonomik kazancın kapısını açacaktır.
Enerjide Emperyalist Sömürüye Karşı Ortak Cephe
Türk dünyasının yer altı kaynakları ve enerji potansiyeli büyüktür. Ancak unutulmamalıdır ki, yer altındaki maden ve petrol, batılı tekellerin ve uluslararası finans kurumlarının sömürüsüne terk edildiği müddetçe bir bağımsızlık unsuru olamaz. Kaynaklar, ancak milli teknoloji, kamucu yatırım ve bölge içi pazarla buluştuğunda anti-emperyalist bir stratejik güce dönüşür.
Bir ülkenin ham maddesi, diğerinin sanayi birikimi ve bir başkasının lojistik imkânı planlı ekonomilerle ortak projelerde birleştirilmelidir. Petrol ve doğal gaz ticaretinin ötesine geçilmeli; elektrik altyapıları birleştirilmeli, yenilenebilir enerji ekipmanları bölgede üretilmeli ve yerli mühendislik hizmetleri yaygınlaştırılmalıdır. Buradaki temel kırmızı çizgi şudur: Bölge ülkeleri batının ham madde tedarikçisi konumuna düşürülmemelidir. Kaynağın çıkarıldığı sahada istihdam yaratılmalı, teknolojik bilgi birikimi kalmalı ve sanayileşme tabana yayılmalıdır. Kazancın adil ve kamucu paylaşımı, ortaklığın tek güvencesidir.
Egemenliğe Saygı, Avrasya’da Birlik
Türk devletlerinin her birinin kendine has dış politika dengeleri, bölgesel güvenlik ihtiyaçları ve ekonomik gerçeklikleri mevcuttur. Bu somut durumları görmezden gelen, dayatmacı yaklaşımlar iş birliği zeminini sakatlar. Türk dünyasının kurumsal gücü, ülkelerin egemen kararlarına ve iç işlerine mutlak saygı esasıyla yükselmelidir.
Rusya, Çin, İran ve diğer Avrasya aktörleriyle geliştirilen ilişkiler, her ülkenin kendi jeopolitik gerçekliği içinde değerlendirilmelidir. Ortaklığın kalıcı harcı, batılı merkezlerin "böl ve yönet" politikalarına geçit vermeden, tarafların birbirinin egemenlik haklarına saygı duyarak ortak iş yapabilme iradesidir. Türkiye için doğru pozisyon, karşılıklı fayda üreten kamucu projelerin en güvenilir, dik duruşlu ortağı olmaktır.
Zirveler Lobi Değil, Hesap Verme Yeridir
Bundan sonra gerçekleştirilecek her bir uluslararası zirvenin ardından, halkın önüne somut ve ölçülebilir sonuçlar konulmalıdır. Atlantik emperyalizminin kuşatmasına karşı hangi gümrük kapısı kolaylaştı? Hangi kamucu ortak yatırım hayata geçti? Batı fonlarına muhtaç kalmadan kaç gence yeni istihdam ve eğitim alanı açıldı? Hangi ticari abluka ve engel kırıldı?
Parlamentolar, imzalanan stratejik anlaşmaların bürokrasiye takılmasını engellemek adına kesintisiz bir denetim mekanizması yürütmelidir. Ortaklık, sadece hükümetlerin ve bürokratların salon toplantılarından ibaret kalmamalı, kurumsal ve devrimci bir devamlılığa kavuşmalıdır. Türk dünyasının önündeki tarihi Avrasya fırsatı büyüktür. Bu fırsatın gerçek değeri; batı sömürüsüne karşı üreticinin korunduğu, gençlerin geleceğe güvenle baktığı ve ülkelerin emperyalist krizler karşısında tek bir blok olarak dik durabildiği gün anlaşılacaktır. Bir sonraki zirve masasına otururken, geçmişte verilen sözlerin somut gerçekleşme tablosu da milletin önüne koyulmalıdır.