Bir ülkenin enerji güvenliğini konuşurken gözler petrol kuyularına, doğal gaz sahalarına ve elektrik santrallerine çevrilir.
Oysa üretilen elektriği fabrikaya, tarlaya ve eve ulaştıran sistem de aynı stratejik öneme sahiptir. Enerjinin hangi kaynakla üretildiği kadar, hangi teknolojiyle taşındığı ve kim tarafından yönetildiği de millî egemenliğin konusudur.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın “Millî Enerji 2040” kapsamında elektrik iletim ve dağıtım altyapısı için açıkladığı yaklaşık 100 milyar dolarlık yatırım öngörüsü, bu açıdan değerlendirilmelidir. Bu tutar, önümüzdeki döneme ilişkin bir yatırım hedefidir. Türkiye’nin önündeki görev, söz konusu kaynağı sanayimizi ve teknolojik yetkinliğimizi büyütecek bir programa dönüştürmektir.
YATIRIMIN MİLLÎ KARŞILIĞI
Yüz milyar dolarlık yatırımın kaç kilometre hat, kaç trafo ve ne kadar yeni kapasite sağlayacağı elbette önemlidir. Bununla birlikte, bu yatırımlarda kullanılacak ekipmanın nerede üretileceği, yazılımın kime ait olacağı ve bakım hizmetlerinin nasıl sağlanacağı da açıklığa kavuşturulmalıdır.
İthal ekipmanla kurulan altyapı fiziksel kapasitemizi artırabilir. Ancak kritik parçalar, lisanslar ve güncellemeler için dışarıya bağımlılık sürüyorsa, yatırımın stratejik kazanımı sınırlı kalır. Dövizdeki her hareket, tedarik zincirindeki her kırılma ve siyasi baskı ihtimali işletme maliyetine yansıyabilir.
Kamunun oluşturduğu büyük talep, yerli üretimin ve teknolojik gelişmenin güvencesi yapılmalıdır. İhale bedelinin yanında yerli katma değer, teknoloji kazanımı ve uzun vadeli işletme maliyeti de esas alınmalıdır.
ŞEBEKENİN AKLI KİMDE OLACAK?
Elektrik sistemi giderek daha fazla veri ve yazılımla yönetiliyor. Üretim ile tüketimin dengelenmesi, arızaların belirlenmesi, depolama tesislerinin devreye alınması ve farklı kaynakların sisteme bağlanması güçlü bir yönetim altyapısı gerektiriyor.
Bu nedenle trafonun yerli olması kadar, sistemi yöneten yazılım üzerinde söz sahibi olmak da önemlidir. Kaynak koduna erişim, güvenlik denetimi, güncelleme yetkisi ve gerektiğinde sistemi kendi mühendislerimizle sürdürebilme kabiliyeti birlikte düşünülmelidir.
Yerli yazılım hedefi; üniversiteleri, kamu kuruluşlarını ve teknoloji şirketlerini buluşturan sürekli bir çalışma düzenine dayanmalıdır. Türk mühendisinin geliştirdiği çözümün sahada denenmesi ve başarılı olduğunda yaygınlaştırılması için kamu sorumluluk üstlenmelidir.
SAVUNMADAKİ BİRİKİM ENERJİYE TAŞINMALI
Savunma sanayisinden enerjiye taşınabilecek önemli bir yöntem var: Uzun vadeli ihtiyacın tanımlanması, araştırma ve geliştirmenin desteklenmesi, siparişin sürekliliği ve üreticinin teknoloji geliştirmeye yönlendirilmesi.
Trafo, güç elektroniği, batarya, sensör ve şebeke yazılımı üreticileri önlerindeki talebi görebilmelidir. Her şirketin aynı sorunu tek başına çözmeye çalıştığı dağınık yapı yerine, ortak hedeflere dayanan bir sanayi programı oluşturulmalıdır.
Kamu alımı, yerli firmayı geliştiren yükümlülükler taşımalıdır. Tasarım, kritik bileşen üretimi, test ve bakım yetkinliği için ölçülebilir aşamalar belirlenmelidir. Böylece yatırım bütçesi, ülkemizde kalıcı bir mühendislik ve üretim birikimi yaratır.
KAMUSAL PLANLAMA, TOPLUMSAL FAYDA
Elektrik altyapısının başarısı vatandaşın hayatında ve üreticinin maliyetinde görülmelidir. Fabrikadaki kesintinin azalması, çiftçinin sulama yapabilmesi, hastanenin güvenle çalışması ve hanenin elektriğe erişebilmesi temel ölçütlerdir.
Yatırım öncelikleri belirlenirken sanayi bölgeleri, tarımsal üretim havzaları, afet riskleri ve yerleşimlerin ihtiyaçları birlikte değerlendirilmelidir. Finansman modelinin faturalara etkisi de toplumun önüne açıkça konulmalıdır.
Enerji altyapısı, üretim ekonomisinin ortak dayanağıdır. Bu nedenle kamunun planlama, denetim ve koordinasyon sorumluluğu güçlendirilmelidir. Yatırımın toplumsal karşılığı, güvenilir hizmet ve sürdürülebilir maliyet olmalıdır.
CUMHURİYETİN ÜRETİM İRADESİ
Cumhuriyetin iktisadi birikimi, büyük altyapı hamleleriyle sanayileşmenin birlikte ele alınmasının önemini gösterir. Bugün aynı iradeyi enerji teknolojilerinde ileri taşımak mümkündür.
Uluslararası iş birliklerini teknoloji öğrenmenin, ortak üretimin ve yeni pazarlara açılmanın aracı olarak değerlendirmeliyiz. Ortaklıkların başarısını Türkiye’ye kazandırdığı bilgi, üretim kapasitesi ve karar yetkisi üzerinden ölçmeliyiz.
Önümüzdeki yatırım dönemi bunun için önemli bir imkândır. Her yeni enerji hattı, Türkiye’nin üretim gücünü; her yeni teknoloji yatırımı, kendi geleceği üzerindeki söz hakkını büyütmelidir.