İran’a yönelik baskıyı yalnızca nükleer müzakereler, petrol yaptırımları ve askerî tehditlerle açıklamak artık eksik kalıyor.
Tahran’ın, ülkenin altyapısı hedef alınırsa Hürmüz Boğazı’ndan geçen denizaltı internet kablolarını vurabileceği yönündeki uyarısı, çatışmanın ulaşabileceği yeni alanı gösteriyor. Enerjinin ardından verinin dolaşımı da caydırıcılık hesabına giriyor.
Bu açıklamayı basit bir tehdit olarak okuyup geçemeyiz. Dünyayı birbirine bağlayan ekonomik düzenin ne kadar somut ne kadar kırılgan temeller üzerinde yükseldiğini hatırlatıyor. Ekranlarımızda saniyeler içinde gerçekleşen işlemlerin arkasında denizin dibine döşenmiş kablolar, kıyılardaki istasyonlar ve kesintisiz elektrik isteyen veri merkezleri bulunuyor.
Savaş planlayanların hesabı yalnızca karşı tarafın kayıpları üzerine kurulamaz. Ateşe verilen coğrafyanın içinden kendi ticaret yolları da geçiyorsa, yangının sınırını belirleyemezsiniz.
PETROLÜN YANINDA VERİ DE AKIYOR
Hürmüz yıllardır tankerler üzerinden tartışılıyor. Oysa boğazın stratejik önemini yalnızca petrol sevkiyatına indirgemek, bugünün ekonomisini dünün haritasıyla okumaktır.
Uluslararası veri alışverişinin yüzde 99’undan fazlasını denizaltı kabloları taşıyor. Bankacılık, bulut hizmetleri, şirket haberleşmesi ve kamu iletişimi bu fiziksel altyapıya dayanıyor. “Dijital dünya” dediğimiz yapının ayakları toprağa, damarları deniz tabanına basıyor.
Ancak buradan, Hürmüz’deki kabloların zarar görmesiyle bütün dünyanın internetinin kapanacağı sonucu çıkarılamaz. Haberleşme ağlarında alternatif deniz ve kara güzergâhları bulunuyor. Kesintinin büyüklüğü; zarar gören hatlara, yedek kapasiteye ve trafiğin başka yollara aktarılabilmesine bağlıdır.
Asıl mesele, bölgesel bir saldırının haberleşme maliyetlerini, hizmet sürekliliğini ve ticari güveni sarsabilmesidir. Bir boğazdaki gerilim, binlerce kilometre uzaktaki işletmenin teslimatına ve ödeme işlemine kadar uzanabilir. Küreselleşmenin övülen bağlantıları, savaş zamanında ortak kırılganlıklara dönüşür.
TAHRAN’IN VERDİĞİ MESAJ
İran’ın açıklamasını, kendi altyapısına saldırmanın karşılıksız kalmayacağı mesajı olarak okuyorum. Tahran, askerî güç bakımından üstün rakiplerine karşı onların ekonomik bağımlılıklarını hatırlatıyor. Caydırıcılık hesabına petrolün yanına haberleşmeyi de ekliyor.
Aşkelon kıyısının yaklaşık 24 kilometre açığındaki Tamar doğal gaz platformu, İsrail’in enerji sistemindeki önemli tesislerden biridir. Burada işlenen gazın elektrik santrallerini beslemesi, denizdeki enerji altyapısıyla karadaki hayat arasındaki bağı gösteriyor. Tamar gibi tesislerin gelecekte İran’ın hedefi olmayacağının garantisi yoktur. Bu, bir saldırının kaçınılmaz olduğu anlamına gelmez; savaşın enerji altyapısına yayılmasının İsrail açısından da ağır sonuçlar doğurabileceğini gösterir. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarında okulların, hastanelerin ve enerji tesislerinin zarar gördüğü, çocukların hayatını kaybettiği bir ortamda, kendi altyapılarının dokunulmaz kalacağını varsayamazlar. Minab’daki kız ilkokulunda yaşanan katliam ortadayken, “güvenlik” söylemi çocukların, kadınların ve yaşlıların ödediği bedeli örtemez. Başka bir ülkenin hayat damarlarını hedef alanlar, aynı kırılganlığın kendi ülkelerinde de bulunduğunu hesaba katmalıdır.
Bu hesabın anlaşılması, sivil altyapıya saldırının benimsenmesini gerektirmez. İnternet kablolarının zarar görmesinden yalnızca Washington veya büyük teknoloji şirketleri etkilenmez. Bölge halklarının haberleşmesi, küçük işletmelerin faaliyeti ve gündelik hayat da zarar görebilir.
Tam da bu nedenle elektrik santrallerini, enerji tesislerini ve haberleşme ağlarını savaşın olağan hedefleri gibi sunan anlayışa baştan karşı çıkmak gerekir. Bir ülkenin toplumsal hayatını işlemez hâle getirmeyi baskı aracı sayanlar, karşı tarafın benzer tehditler üretmesine de zemin hazırlar.
Savaşın maliyetini halka yükleyerek siyasi sonuç almaya çalışan yaklaşım, güvenlik üretmez; karşılıklı yıkım ihtimalini büyütür.
MÜZAKERE MASASINDAKİ GÜVEN SORUNU
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın Pakistan Genelkurmay Başkanı Mareşal Asım Münir’le görüşmesindeki açıklamaları da bu çerçevede değerlendirilmelidir. Pezeşkiyan, diyaloğa açık olduklarını belirtirken tehdit ve yaptırımların kaldırılmasını istedi. Münir ise müzakerenin teslimiyet olarak görülmemesi gerektiğini vurguladı.
Buradaki düğüm yalnızca masaya oturmak değildir. Görüşmeler sürerken saldırıya uğrama endişesi taşıyan bir yönetim, verilen sözlere nasıl güvenecektir? Ekonomik baskı sürekli artırılırken diplomasiye hangi hareket alanı bırakılacaktır?
Benim gördüğüm, Tahran’ın diplomasiyle caydırıcılığı birlikte yürütmeye çalıştığıdır. Bir taraftan görüşme kapısını açık tutuyor, diğer taraftan yeni saldırıların maliyetini yükselteceğini söylüyor. Bu siyasetin başarıya ulaşıp ulaşmayacağı ayrı meseledir. Fakat İran’dan tek taraflı geri adım bekleyerek kalıcı bir bölgesel düzen kurulamayacağı açıktır.
TÜRKİYE İÇİN KOMŞUNUN İSTİKRARI
Türkiye açısından mesele, uzaktan izlenecek bir İran-ABD çekişmesi değildir. Komşumuzdaki istikrarsızlığın enerjiye, ticarete, sınır güvenliğine ve göç hareketlerine uzanabilecek sonuçları vardır. İran’ın zayıflamasından Türkiye’nin kendiliğinden kazanç sağlayacağı düşüncesi, coğrafyanın gerçeklerini göz ardı eder.
Ankara’nın çıkarı, bölgenin dış müdahalelerle yeniden parçalanmasında değil; egemen devletler arasında kurulacak iş birliğindedir. Pakistan’ın arabuluculuk çabaları da bu bakımdan önem taşır. Bölge ülkeleri birbirlerinin güvenlik kaygılarını konuşabildikleri ölçüde dış güçlerin çatışmaları yönetme alanı daralacaktır.
Türkiye ayrıca kendi hazırlığını yapmalıdır. Enerji tedarikinde çeşitlilik kadar haberleşme güzergâhlarında yedeklilik, güçlü kara bağlantıları ve kritik hizmetlerin sürekliliği de millî güvenlik meselesidir.
BAĞIMSIZLIK ALTYAPI İSTER
Hürmüz’deki son uyarının bize öğrettiği budur: Bağımsızlık, enerjiyle, üretimle ve haberleşmeyle her gün yeniden kurulur. Elektriğini, verisini ve ticaretini birkaç dar geçide bağlayan ülkeler, kendi kararlarını alırken başkalarının krizlerini de hesaba katmak zorunda kalır.
Bölgemizin ihtiyacı yeni hedef listeleri değildir. Saldırı tehdidinin sona ermesi, yaptırım baskısının kaldırılması ve karşılıklı güvenlik kaygılarının müzakere edilmesidir.
Hürmüz’ün üstünden tankerler, altından veri geçiyor. İkisini de savaşın içine çekmek kolaydır. Sonrasında kopan bağları onarmanın bedelini ise yalnızca savaşı başlatanlar ödemez.