Bir ülkenin egemenliği, zor gününde ihtiyaç duyduğu silahı hangi şartlarda kullanabildiğiyle de ölçülür. Uçağınızın bakımını, füzenizin yazılımını, motorunuzun yedek parçasını başka bir devletin iznine bağlamışsanız, askerî gücünüzün sınırlarını da o devlet çizer. Savunma sanayisindeki her yerli kazanım, Türkiye’nin kendi kararlarını verebilmesi bakımından bu nedenle değerlidir.

Türkiye’nin savunma ve havacılık ihracatının 2025 yılında 10 milyar 54 milyon dolara ulaşması, önemli bir üretim eşiğinin aşıldığını gösteriyor. Ancak bu başarının asıl anlamını kavramak için ihracat tablolarının ötesine bakmak gerekiyor. Mesele, Türkiye’nin güvenliğini dışarıdan satın alma mecburiyetinden ne ölçüde kurtulduğudur.

AMBARGOLARIN ÖĞRETTİĞİ GERÇEK

Kıbrıs Barış Harekâtı sonrasında uygulanan Amerikan silah ambargosu, Türkiye’ye müttefiklik söyleminin sınırlarını gösterdi. Millî çıkarlarınız Washington’un tercihleriyle çatıştığında, yıllarca bedelini ödediğiniz askerî sistemler bir baskı aracına dönüşebiliyordu.

O tecrübenin dersi bugün de geçerlidir: Başkasının silahına bağımlılık, dış politikada hareket alanını daraltır. Savunma sanayisindeki yerlileşmenin değeri, Türkiye’yi bu baskı karşısında daha dayanıklı kılmasındadır.

Bugünkü birikimi yalnızca son yılların eseri saymak da tarihsel gerçeği eksiltir. Cumhuriyet’in sanayileşme iradesi, askerî fabrikalar, kamu kuruluşları, vakıf şirketleri ve kuşaklar boyunca yetiştirilen mühendisler bu yükselişin temelidir. Son dönemde hızlanan yatırımlar, bu birikimi daha ileri taşımıştır. Başarı, Türk milletinin ortak emeğidir.

RAKAMLARIN ARKASINDAKİ ÜRETİM GÜCÜ

2002’de 248 milyon dolar olan savunma ve havacılık ihracatının 2025’te 10 milyar doları aşması küçümsenemez. Yürütülen proje sayısının 62’den 1.400’ün üzerine çıkması, tasarımdan üretime uzanan kabiliyetlerin genişlediğini gösteriyor. İhale sürecindekilerle birlikte yaklaşık 150 milyar dolara ulaşan proje hacmi de sektörün önündeki iş yükünü ortaya koyuyor.

Burada ölçüyü doğru koymak gerekir. Proje büyüklüğü gerçekleşmiş ihracat değildir; imzalanan sözleşme de aynı yıl kasaya giren gelir anlamına gelmez. Başarının kalıcılığını teslimat, maliyet, kalite ve üretimin sürdürülebilirliği belirleyecektir.

Uluslararası sıralamalar da aynı dikkatle okunmalıdır. Stockholm International Peace Research Institute — Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün (SIPRI) 2021–2025 dönemini kapsayan çalışmasında Türkiye, büyük silah sistemleri ihracatında 11’inci sıradadır. Önceki beş yıllık döneme göre yüzde 122 artış kaydedilmiştir. Farklı dönem ve yöntemlerle hazırlanan listeleri birbirine karıştırmadan da bu ilerlemenin büyüklüğü görülebilir.

KAMUNUN ÖNCÜLÜĞÜNDEN VAZGEÇİLEMEZ

Savunma sanayisindeki yükselişin merkezinde uzun vadeli planlama bulunuyor. Kamu alımları, araştırma desteği, yetişmiş insan gücü ve yıllarca sürdürülen yatırımlar olmadan böyle bir teknoloji birikimi oluşturulamaz.

ASELSAN, TUSAŞ, ROKETSAN ve MKE’nin kurumsal birikimiyle Baykar, ARCA ve diğer özel üreticilerin kabiliyetlerini aynı millî hedef doğrultusunda geliştirmek gerekir. Devletin görevi, üretim zincirinin tamamını güçlendirmek ve stratejik öncelikleri belirlemektir.

Bir ana yüklenicinin başarısı, onunla çalışan küçük işletmenin ayakta kalmasına da bağlıdır. Finansmana erişemeyen, ödemesini zamanında alamayan, nitelikli çalışanını koruyamayan tedarikçi zayıfladığında bütün sistem zarar görür. Kamucu planlama; kaynakların verimli kullanılması, denetim ve hesap verebilirlikle birlikte yürütülmelidir.

ASIL SINAV MOTORDA, ÇİPTE VE YAZILIMDA

Bir platformun Türkiye’de üretilmesi büyük kazanımdır. Fakat kritik parçaları dışarıdan temin ediliyorsa, teknolojik bağımsızlık mücadelesi devam ediyor demektir. Motor, yarı iletken, arayıcı başlık, özel alaşım, sensör ve üretim tezgâhları bu mücadelenin belirleyici alanlarıdır.

Yerlilik oranı önemli bir göstergedir; hangi parçanın dışarıdan geldiği ise ayrıca incelenmelidir. Küçük bir bileşenin tedarikinin kesilmesi, yüksek maliyetli bir sistemin üretimini durdurabilir. Bu yüzden öncelik, ambargoya açık kritik teknolojilerin kazanılmasına verilmelidir.

Mühendisin çalışma şartları, teknisyenin eğitimi, üniversitenin bilimsel kapasitesi doğrudan savunma meselesidir. İnsana yatırım yapmadan teknolojik bağımsızlık korunamaz.

İHRACATIN YÖNÜNÜ MİLLÎ ÇIKAR BELİRLEMELİ

Savunma ihracatı döviz kazandırır, üretim ölçeğini büyütür ve yeni araştırmaları finanse eder. Bununla birlikte her satışın siyasi ve askerî sonuçları vardır. Türk Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyaçları, teknoloji güvenliği ve bölgesel barış, ticari kazançla birlikte değerlendirilmelidir.

Türkiye, geliştirdiği kabiliyetlerle komşularıyla güvenliği ve karşılıklı faydaya dayanan ortaklıkları güçlendirmelidir. Batı pazarlarına satış yapabilmek uğruna siyasi şartları kabullenmek, kazanılan üretim gücünün anlamını aşındırır. Asya’dan Afrika’ya kurulacak ortaklıklarda teknoloji geliştirme, eşitlik ve egemenliğe saygı esas alınmalıdır.

HEDEF SAVUNMADA TAM BAĞIMSIZLIK

Savunmada kazanılan üretim disiplini; enerjiye, ulaştırmaya, sağlığa ve makine sanayisine de yayılmalıdır. Millî savunmanın sağlam temeli, bütün ekonominin üretim gücüdür.

Türkiye’nin önündeki görev, ihracat başarısını derin bir sanayileşme hamlesine dönüştürmektir. Ölçümüz bellidir: Ordumuzun ihtiyacını karşılamak, kritik teknolojileri geliştirmek ve ülkemizin kararlarını dış baskılardan korumak.

Cumhuriyet’in tam bağımsızlık hedefi, bugün fabrikada, laboratuvarda ve tasarım masasında somutlaşıyor. O hedefe, kendi aklımıza ve kendi emeğimize dayanarak ilerleyeceğiz.