Atlantik sisteminin kalbi Washington, tarihinin en derin siyasi ve toplumsal kutuplaşmalarından biriyle çalkalanırken, ABD ara seçimleri sadece bir parlamento yenilenmesi değil, emperyalist merkezin içten içe çürüdüğü yapısal bir krizin dışa vurumu olarak önümüzde duruyor.

Dolar egemenliğinin sarsıldığı, çevre ülkelerin kamucu ve çok kutuplu bir dünya için bayrak açtığı bu eşikte, ABD iç siyasetindeki kavga, hegemonyanın küresel çapta gerilediğinin en sıcak kanıtıdır. ‘Trump’çılık ile temsil edilen ulusal-korumacı kanat ile neoliberal-küreselci Demokrat ittifak arasındaki bu amansız savaş, Batı dünyasındaki önlenemez yarılmayı daha da derinleştirmektedir.

ATLANTİK’İN KALBİNDE SİSTEMİK FELÇ

Ara seçim sandıklarından çıkan sonuçlar ne olursa olsun, ABD’nin jeopolitik bir felç durumuna doğru sürüklendiği gerçeği değişmemektedir. Amerikan devlet aygıtı, küresel hegemonyayı sürdürmek isteyen Pentagon odaklı müdahaleci klik ile Amerikan iç pazarını korumaya ve içerideki ekonomik çöküşü durdurmaya odaklanan izolasyonist damar arasında bölünmüştür. Bu bölünme, sıradan bir hükümet değişimi değil; sistemin artık kendi iç istikrarını üretemediği sistemik bir krizdir. Borç yükü altında ezilen, enflasyon dalgasıyla boğuşan ve altyapısı çöken bir ABD, içerideki yangını söndüremedikçe dışarıda daha saldırgan ama bir o kadar da aciz bir çelişkiye gömülmektedir.

AVRUPA İLE KOPAN BAĞLAR

Washington’daki bu iç çatışma, Atlantik ittifakının Avrupa kanadında tam bir panik havası yaratmaktadır. ABD’nin kendi içine dönme ihtimali ya da dış politikadaki radikal yalpalama sinyalleri, Brüksel-Berlin-Paris hattında köklü kırılmaları tetiklemektedir. Yıllardır ABD’nin kuyruğuna takılarak kendi enerji güvenliğini ve sanayisini dinamitleyen Avrupa ülkeleri, şimdi Washington’ın ticaret savaşları ve gümrük duvarları tehdidiyle karşı karşıyadır. Batı ittifakı, kolektif bir güç bloku olmaktan çıkmış; herkesin kendi canını kurtarmaya çalıştığı bir pazar kavgasına dönüşmüştür. Fransa ve Almanya’da yükselen egemenlik arayışları, Atlantik yapısının stratejik olarak onarılamaz bir şekilde yarıldığını göstermektedir.

DÜNYA ÜÇTEN DE BATI'DAN DA BÜYÜKTÜR

Batı dünyası bu jeopolitik şok dalgasıyla kendi içinde hırpalanırken, Asya’dan yükselen yeni uygarlık ve üretim gücü, çok kutuplu dünya düzeninin haritasını çizmektedir. BRICS’in genişleme hamleleri, Türk Devletleri Teşkilatı’nın bölgesel iş birlikleri ve enerji hatlarındaki rota değişiklikleri, emperyalizmin dayattığı yaptırım ve dolar baskısının panzehri haline gelmiştir. Batı’nın kendi içindeki kavga, çevre ülkelere ve ezilen uluslara yeni bir nefes alanı açmaktadır. ABD ara seçimlerinden yansıyan kutuplaşma, tek kutuplu dünyanın son kullanma tarihinin geçtiğinin ilanıdır.

TÜRKİYE İÇİN STRATEJİK FIRSAT PENCERESİ

Türkiye, Atlantik’ten yükselen bu çatırtıları çok iyi okumak zorundadır. Doğu Akdeniz’deki egemenlik haklarımız, Karadeniz’deki Montrö güvencemiz ve Suriye’nin kuzeyindeki terör koridoruna karşı yürüttüğümüz milli güvenlik mücadelesi, ancak Batı merkezli dayatmalara karşı dik durarak başarıya ulaşabilir. ABD içindeki siyasi yarılma ve zafiyet, Türkiye’nin komşularıyla bölgesel iş birliklerini derinleştirmesi, kamucu üretim ekonomisine geçmesi ve çok kutuplu dünyada öncü bir rol üstlenmesi için tarihi bir fırsat penceresi sunmaktadır. Atlantik gemisi su alırken, Türkiye rotasını üretime dayalı ve Asya odaklı yeni ufuklara kırmalıdır. Gelecek, çöken emperyalist merkezlerde değil; üreterek, birleşerek egemenliğine sahip çıkan milletlerin safındadır.