İstanbul’da su evlere girince korkuyoruz; barajlardan çekilince de… Birinde yağmurun durmasını, diğerinde başlamasını bekliyoruz. Oysa aynı şehrin hem susuzluk hem su baskını korkusuyla yaşaması, gökyüzünden önce yeryüzünde kurduğumuz düzeni sorgulamayı gerektiriyor.

Son sağanakla yeniden gördük: Yağmurun nereye, ne kadar ve hangi sürede düştüğü kadar, düştükten sonra nereye gidebildiği de önemli. Toprağa mı sızacak, depoda mı tutulacak, yoksa asfaltın üzerinden bir evin bodrumuna mı dolacak? Şehircilik, bu sorunun cevabını yağmur başlamadan vermektir.

JAPONYA SUYUN ÖNÜNE YOL KOYUYOR

Japonya’da anlatılan dev yer altı sistemi gerçek. Tokyo çevresinde, Saitama’daki Başkent Bölgesi Dış Yer Altı Tahliye Kanalı, küçük ve orta büyüklükteki nehirlerin taşkın sularını yer altına alıyor. Yaklaşık 50 metre derinlikteki 6,3 kilometrelik tünel, suyu dengeleme haznesine taşıyor. Ardından dört büyük pompa, saniyede toplam 200 metreküpe kadar suyu Edogawa Nehri’ne aktarabiliyor.

Ancak burası, yağmuru yazın kullanmak için biriktiren bir içme suyu deposu değil. Temel görevi taşkını yerleşimlerden uzaklaştırmak. Depolama burada geçici; pompalarla tahliye, sistemin esas işi. Bu ayrımı yapmadan “Japonya yağmuru biriktiriyor, susuzluğu çözüyor” demek yanlış olur.

Alınacak ders yine de büyük: Taşkın suyu için önceden yer ayırmak, akışını ölçmek ve kontrollü çıkış sağlamak mümkün. Elbette İstanbul’un jeolojisi, deprem riski, maliyetleri ve suyun boşaltılacağı ortam incelenmeden aynı tüneli kopyalamak çözüm sayılamaz.

MEYDAN DA SU TUTABİLİR

Hollanda’nın Rotterdam kentindeki Benthemplein, başka bir yol gösteriyor. Kuru havada insanların spor yaptığı, oturduğu meydan; şiddetli yağmurda çevredeki çatılardan ve sert zeminlerden gelen suyu havuzlarında geçici olarak topluyor. Üç havuzun kapasitesi yaklaşık 1,7 milyon litre. Böylece kanalizasyona bir anda yüklenen su azaltılıyor.

Her sorunun cevabı dev bir inşaat değil. Doğru kotta tasarlanmış bir meydan, uygun bir park, suyu geçiren zeminler ve yağmur bahçeleri de çözümün parçası olabilir. Suyun toprağa güvenle sızabildiği yerlerde bitki örtüsü desteklenir, yüzey akışı yavaşlar. Fakat kirli suyu gelişigüzel yer altına göndermek doğayı korumak değildir; zemin ve su kalitesi değerlendirmesi şarttır.

SİNGAPUR’UN FARKI: SUYU KAYNAĞA ÇEVİRMEK

Singapur’daki Marina Barrage ise taşkın kontrolüyle su teminini aynı sistemde buluşturuyor. Deniz suyunun girişini engelleyen yapı, kent merkezinde tatlı su rezervuarı oluşturuyor. Havzadan toplanan su, ülkenin su teminine katkı sağlıyor. Şiddetli yağışta fazla su, deniz seviyesi düşükken kapaklardan, yüksekken pompalarla denize boşaltılıyor.

Buradaki başarı, gelen her damlayı ne pahasına olursa olsun içeride tutmak değil. Kullanılabilecek suyu korurken taşkın güvenliğini sağlamak. Çünkü ağzına kadar dolu bir depo, yeni sağanak için boş kapasite sunmaz. Su teminiyle afet güvenliği birlikte hesaplanmalıdır.

İstanbul için de çatı sularını ayrı toplamak; okul, hastane ve kamu yapılarında uygun depolar kurmak; suyu gerekli arıtmadan geçirerek bahçe sulamada ve tuvalet rezervuarlarında kullanmak değerlendirilebilir. İçme suyu şebekesiyle bu tesisat kesinlikle karışmamalıdır. Yol yüzeyinden gelen kirli akışla çatı suyunu da aynı kalitede kabul edemeyiz.

İKLİMİ KONUŞALIM, EZBERE SIĞINMAYALIM

Her sağanağın ardından “İklim değişikliği” deyip tartışmayı bitirmek isteyenlere sorulmalı: Bu olay için hangi ölçüm, hangi tarihsel karşılaştırma, hangi bilimsel analiz var?

İklim değişikliğinin şiddetli yağış riskini artırabildiği bilimsel bir gerçektir. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli, insan etkisinin karalar üzerindeki şiddetli yağışların gözlenen artışında muhtemelen başlıca etken olduğunu değerlendiriyor. Ancak bu genel bulgu, İstanbul’daki belirli bir sağanağın ne ölçüde etkilendiğini tek başına söylemez. Bunun için olaya özgü inceleme gerekir.

İklim değişikliği, tıkalı mazgalın, daraltılmış dere yatağının veya yetersiz altyapının mazereti yapılamaz. Daha güçlü yağış bekleniyorsa hazırlığın da güçlendirilmesi gerekir. İklim uyarısını ciddiye almanın karşılığı, sorumluluğu gökyüzüne devretmek olamaz.

İSTANBUL’UN UNUTTUĞU HAFIZA

Sarnıçlar bu şehrin yabancısı değil. İstanbul, suyu saklamanın değerini yüzyıllar önce biliyordu. Bugün o hafızayı mühendislikle, düzenli bakımla ve şeffaf bir yatırım programıyla yeniden kurabiliriz.

Önce riskli havzaları belirleyelim. Yağmur suyu ve kanalizasyon hatlarını uygun yerlerde ayıralım. Parkları, meydanları ve çatıları su yönetiminin parçası yapalım. Projeleri kaç metre beton döküldüğüyle değil; kaç evi koruduğu, ne kadar su kazandırdığı ve bakımının yapılıp yapılmadığıyla değerlendirelim.

Gökyüzünden düşen suyun bir kısmı toprağı beslemeli, bir kısmı ihtiyaca saklanmalı, fazlası güvenle uzaklaştırılmalı. Bir şehir, yağmur yağınca korkup yağmayınca çaresiz kalmaya mahkûm değildir. Bunun için suyun geleceği günü beklemeden, gideceği yeri hazırlamak gerekir.