Avrupa semalarında uçaklar havalanıyor. Açıklamalarda “rutin eğitim”, “savunma” ve “caydırıcılık” deniliyor. Oysa hazırlığı yapılan ihtimal, bir kıtanın geleceğini birkaç kararın insafına bırakabilecek kadar ağır. Nükleer silahların kullanılmadığı bir tatbikat bile, bu silahların kullanılabileceği bir dünyanın gündelik hayatımıza yerleştiğini gösteriyor.

North Atlantic Treaty Organization–NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü), 13 Ekim’de İtalya’da 17 ülkenin katılımıyla Steadfast Noon tatbikatını başlattı. İttifak, faaliyetin önceden planlandığını, herhangi bir ülkeyi hedef almadığını ve gerçek silah kullanılmadığını bildiriyor. Bu açıklamayı kayda geçirmek gerekir. Fakat tatbikatın teknik takvimi ile dünyanın onu nasıl okuduğu farklı meselelerdir.

CAYDIRICILIĞIN İNCE ÇİZGİSİ

Nükleer caydırıcılık, saldırganın karşılığını göze alamayacağı varsayımına dayanır. Sistemin ayakta kalması, karşı tarafın niyeti doğru okumasına bağlıdır. Bir radar hatası, yanlış yorumlanan bir füze hareketi veya kopan iletişim, bu hesabı değiştirebilir. Karşılıklı korku üzerine kurulu güvenlik, korkuyu yönetecek diplomasi olmadan ne kadar dayanabilir?

Bugün esas tehlike, tarafların mutlaka nükleer savaş istemesi değildir. Kendi hamlesini savunma, karşı tarafınkini saldırı hazırlığı saymasıdır. NATO hazırlığını artırdıkça Moskova tehdidin büyüdüğünü düşünebilir; Rusya nükleer tehdidi öne çıkardıkça Avrupa daha fazla silahlanmaya yönelebilir. Bu benim okumamla, güvenlik arayışının güvensizliği beslediği bir döngüdür.

BAŞLIKLARIN ARDINDAKİ GERÇEK

Stockholm International Peace Research Institute–SIPRI’nin (Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü) Ocak 2026 tahminlerine göre kullanılabilir askerî stokta Rusya’nın yaklaşık 4.400, ABD’nin 3.700, Çin’in 620, Fransa’nın 290, Birleşik Krallık’ın 225 nükleer başlığı bulunuyor. Hindistan 190, Pakistan 170, İsrail 90, Kuzey Kore 60 başlıkla bu tabloyu tamamlıyor. İsrail sahipliğini resmen kabul etmiyor; rakamlar açık kaynak tahminleri.

ABD, Fransa ve Birleşik Krallık’ın askerî stoklarının toplamı 4.215 başlık ediyor. Rusya’nın 4.400 başlığıyla karşılaştırılabilir; ancak buna tek komutaya bağlı “NATO cephaneliği” demek yanıltır. Karar yetkileri ulusaldır; Fransız ve İngiliz stratejik kuvvetleri bağımsızdır. Ayrıca stoktaki her başlık füzeye takılı değildir. SIPRI’ye göre konuşlandırılmış başlık sayısı Rusya’da 1.796, ABD’de 1.770’tir.

Dünya toplamı, sökülmeyi bekleyen emekli başlıklarla birlikte yaklaşık 12.187’dir. Bunun 9.745’i askerî stoktadır. Bu ayrım yapılmadan verilen sayılar, gücü olduğundan farklı gösterir. Üstelik kapasite yalnız sayıyla ölçülmez: Denizaltının hayatta kalması, füzenin menzili ve ilk saldırıdan sonra karşılık verebilme imkânı da belirleyicidir.

ÜSLER AVRUPA’NIN HARİTASINI DEĞİŞTİRİYOR

NATO’nun caydırıcılığı, ülkelerin silahlarının yanında onları destekleyen üs ağına dayanıyor. Amerikan Bilim İnsanları Federasyonunun Mart 2026 değerlendirmesinde yaklaşık 100 Amerikan B61 bombası; İtalya’da Aviano ve Ghedi, Almanya’da Büchel, Belçika’da Kleine Brogel, Hollanda’da Volkel ve Türkiye’de İncirlik ile ilişkilendiriliyor. Bunlar tahminlerdir; ev sahibi ülkeye ait millî nükleer silahlar değildir.

Her askerî tesisin görevi de aynı değil. Romanya’daki Deveselu ve Polonya’daki Redzikowo, balistik füze savunma tesisleridir. Hava üssü, füze savunma tesisi ve nükleer silah depolama sahasını aynı başlık altında toplamak, tartışmayı daha baştan yanlış zemine taşır. Savunma altyapısının genişlemesi ile nükleer başlık konuşlandırılması ayrı gelişmelerdir.

ROMANYA’DA BÜYÜYEN ASKERÎ ŞEHİR

Karadeniz kıyısındaki Mihail Kogălniceanu üssü bu dönüşümün dikkat çekici örneği. Mevcut üs faal; fakat “Avrupa’nın en büyük NATO üssü” diye sunulan genişleme tamamlanmış değil. Ağustos 2026’da yayımlanan bilgiler, eski yapıların kaldırılması ve yeni altyapı için aşamalı modernizasyon hazırlıklarının sürdüğünü gösteriyor. Doğrulanmış güncel bir tamamlanma yüzdesi bulunmuyor.

Yaklaşık 2,5 milyar avroluk proje, nihai biçiminde 2.300 hektarlık alan ve 20 bin asker kapasitesi öngörüyor. Yeni pist, hangarlar, bakım tesisleri, konutlar, okul ve hastane planlanıyor. 2040 civarı hedefi anılsa da takvim bütçe ve yapım aşamalarına bağlı. Dolayısıyla hedeflenen kapasiteyi bugünkü asker sayısı gibi okumamak gerekir.

Bu, Romanya mülkiyetinde, müttefiklerin de kullanacağı büyük bir hava ve lojistik merkezidir. Nükleer başlık yerleştirildiğine ilişkin doğrulanmış bilgi yoktur. Benim değerlendirmem, asıl değişimin NATO’nun Karadeniz’de kuvvet taşıma ve uzun süre tutma kabiliyetinde yaşanacağıdır. Türkiye açısından mesele, kendi deniz havzasındaki askerî yoğunlaşmanın sonuçlarıdır.

TÜRKİYE’NİN SERİNKANLILIĞI

ABD ile Rusya’nın stratejik nükleer silahlarını sınırlayan Yeni START antlaşmasının Şubat 2026’da sona ermesi, bu tabloyu daha da ağırlaştırdı. Silahlar modernleşirken sınırlandırma ve karşılıklı güven mekanizmalarının zayıflaması, geleceği daha belirsiz kılıyor.

Türkiye, NATO üyeliğini kendi karar iradesi ve bölgesel istikrar arayışıyla birlikte yürütmelidir. Karadeniz’de askerî yığınağın artması, ticaret yollarımızı, enerji güvenliğimizi ve krizlerde hareket alanımızı ilgilendiriyor. Ankara’nın ihtiyacı, savunma kabiliyetini güçlendirirken diplomatik kanalları açık tutmaktır.

Nükleer güçlerin kaç başlığa sahip olduğunu bilmek önemlidir. Daha önemli soru, bu başlıkların kullanılmasını önleyecek siyasi aklın ne durumda olduğudur. Dünya, insanlığı defalarca yok edebilecek bir kapasiteyi hesaplıyor. İnsanlığı bir kez koruyacak iradeyi ise hâlâ yeterince örgütleyemiyor.