Yeni bir haftaya başlıyoruz ve maalesef yine o boğucu savaş atmosferiyle, o bitmek bilmeyen küresel gerilimle güne uyanıyoruz.
Savaşın üçüncü haftasına girmiş bulunmaktayız ve bu savaşın ne zaman biteceğine dair ufukta en ufak bir umut ışığı, en ufak bir işaret dahi yok.
Petrol yine 100 doların üzerinde demirlemiş durumda, Hürmüz Boğazı hala kapalı ve bu tablo dünya ekonomisini ve piyasaları adeta diken üstünde tutmaya devam ediyor.
Önümüzdeki haftanın beklentilerine, savaşın ve petrolün seyrine bakacağız elbet, ancak bunun yanı sıra tüm dünya ekonomisinin kaderini çizecek çok kritik merkez bankası toplantıları var.
Çarşamba gecesi FED toplantısı, Perşembe günü ise Avrupa Merkez Bankası ile İngiltere Merkez Bankası'nın faiz kararları izlenecek. Yurt içinde ise kendi Merkez Bankamızın son toplantısının özetleri Çarşamba günü yayımlanacak. Herkesin aklında aynı soru var. Savaş ne zaman bitecek, Hürmüz Boğazı ne zaman açılacak ve 100 doların üzerindeki petrol ne zaman düşecek?
Hürmüz Boğazı'nın kapanması sonrasında petrolün 100 doların üzerine çıkması tüm dünyayı derinden sarstı. Petrolün bu kadar yüksek seviyelerde kalması, istisnasız her ülkede oranları değişmekle birlikte şiddetli bir enflasyon şoku anlamına geliyor. Petrolde ve enerjide dışa bağımlı olan ülkeler bu yıkımı çok daha derinden hissediyor. Örneğin Türkiye gibi, Güney Kore ve Japonya gibi Asya ülkelerinin borsaları bu şok dalgasıyla çok daha sert bir şekilde düştü.
Avrupa bir yandan doğalgazda dışa bağımlılığının faturasını öderken, ABD dünyanın en büyük 6. petrol ihracatçısı olmasının avantajıyla bu krizde enflasyon ve milli gelir etkisini biraz daha sınırlı hissediyor. Ancak Amerika'da bile eyaletten eyalete değişmekle birlikte pompa fiyatlarına şimdiden %10'dan fazla bir zam yansımış durumda. Yani dünyanın neresinde olursanız olun, enflasyon yeniden hortluyor ve bu durum merkez bankalarını faiz indirimlerini mecburen ertelemeye itiyor.
Aslında şunu çok iyi biliyoruz ki eğer Hürmüz Boğazı açık kalsaydı ve bu savaş çıkmasaydı, 2026 yılında normal şartlar altında günde 4 milyon varillik bir petrol arz fazlası oluşacaktı. Petrol üretimi talebin üzerine çıkacak, petrol fiyatları 60 dolarlarda kalacak, hatta Goldman Sachs'ın Rusya-Ukrayna savaşının bitmesi senaryosuna göre fiyatlar 50 doların bile altına inecekti. Savaş çıkmasaydı bugün bambaşka bir bahar havasını, bambaşka bir ucuzluk senaryosunu konuşuyor olacaktık.
İşte bu küresel şokun en ağır faturasını ödeyenlerden biri de bizim Merkez Bankamız ve dolayısıyla Türkiye ekonomisi oldu. Savaş olmasaydı yılın başındaki senaryomuza göre TCMB geçtiğimiz haftaki toplantısında 50 ila 100 baz puanlık bir indirime gidecek ve arka arkaya indirimlere devam edecekti. Bu indirim döngüsü önce borsayı canlandıracak, ardından mal piyasaları ve reel sektör nefes alacaktı.
Ancak tarihin tekerrür ettiğine bir kez daha şahit oluyoruz. Geçtiğimiz yıl 19 Mart'ta Ekrem İmamoğlu'nun gözaltına alınması ve ardından gelen soruşturma dalgaları yurt içi piyasaları nasıl karıştırıp 2025 yılını bir kabusa çevirdiyse, tam toparlanıyoruz derken bu kez de savaş çıktı ve 2026 senaryomuz darmadağın oldu. Geçen yılki krizin aktörü iç siyasetti, bu seneki krizin aktörü ise savaş oldu.
Türkiye'de her ne kadar petrol zamlarının pompaya yansımasının %75'i eşel mobil sistemi sayesinde ÖTV'den karşılansa da, bu durumun enflasyona en az %2 ila %2,5 civarında ek bir yük getirmesine kesin gözüyle bakılıyor. Yabancı yatırım bankaları bu tabloyu anında fiyatlamaya başladı. Sene sonu enflasyon beklentilerini %25'ten %26, %27 ve %28 seviyelerine çıkardılar. Buna Türkiye'nin kendi yapısal sorunlarını ve iç dinamiklerini de eklediğimizde yılı %30 enflasyonla, yani senenin başında olduğumuz yerle kapatma ihtimalimiz çok yükseldi.
Merkez Bankamız geçtiğimiz hafta savaş yüzünden faiz indirimini pas geçmek zorunda kalırken aslında daha öncesinde gecelik borç verme kanalıyla bankalara verdiği paranın faizini, yani referans faizi fiilen %40'a çıkararak gizli bir faiz artırımı yapmıştı. İşte bu %40'lık fiili faiz ve Merkez Bankası'nın faiz kararı sonrasında tahvillere ciddi satışlar geldi. Borsa İstanbul ilk anda ters bir tepkiyle hafif bir alım görse de sonrasında sert bir düşüşe katıldı.
Cuma günü borsada gördüğümüz o çok sert satışların ve moral bozukluğunun arkasında yabancı yatırım kuruluşlarının yayınladığı karamsar revizyonlar yatıyordu. Goldman Sachs çok net bir uyarıda bulundu. Savaş sürdüğü, petrol yüksek kaldığı ve yabancı yatırımcıların Türkiye'den çıkışıyla rezervler eridiği sürece TCMB’nin 22 Nisan tarihindeki toplantısında 300 baz puanlık net bir politika faizi artırımı yapabileceğini ifade etti. Citibank da benzer şekilde -sıkılaşma masada- diyerek olası bir faiz artırımının kapısını araladı. İndirim üzerine indirim hayalleri kurarken bir anda 300 baz puanlık artırım ihtimalinin belirmesi Borsa İstanbul'un önünde devasa bir duvara dönüştü.
Borsa bu işin sadece vitrini elbette. Asıl yıkım Türkiye reel sektöründe yaşanıyor. Son çeyrek bilançolarını gördük; küçük ve orta boylu şirketlerde çok ciddi zararlar var. Bir önceki senenin zararları katlanmış, karda olan şirketler zarara geçmiş durumda. Sadece %40'lık politika faizi değil, makro ihtiyati önlemler ve kredi kısıtları reel sektörün finansman yükünü dayanılmaz bir noktaya getirdi. Sanayi üretiminde, emlak sektöründe ve ikinci el otomobil piyasasında yaprak kımıldamıyor. Mal piyasaları resmen durma noktasına geldi. Eğer savaş uzun sürer ve TCMB faizleri indirmezse 2025 yılında reel sektörün çektiği acıların birebir kopyasını 2026'da yaşayacağız.
Herkes bu krizin çözümünü Amerika Birleşik Devletleri'nden, özellikle de Trump'tan bekliyor. Geçtiğimiz haftanın başında Trump savaşın yakında bitebileceğine dair bir sinyal vermişti. Wall Street Journal'ın haberine göre Trump'ın danışmanları onu savaşı bir an önce bitirmesi için zorluyor ve lobi yapıyor. Sebebi çok basit. Kasım ayında Amerika'da kritik kongre seçimleri var. Senato'nun üçte biri ve Temsilciler Meclisi'nin tamamı yenilenecek.
Amerikan halkının büyük çoğunluğu bu savaşı onaylamıyor. Eğer savaş uzarsa Cumhuriyetçi Parti'nin sandığa gömülmesi, muhalefetteki Demokratların Kongre'de çoğunluğu ele geçirmesi işten bile değil.
Trump'ın Beyaz Saray'daki kalan yıllarının istediklerini yapamadığı bir işkenceye dönmemesi için bu savaşı bitirmesi gerekiyor. Trump'ın İsrail'e savaşı bitirmesi için bir hafta süre verdiğine dair teyit edilmemiş rivayetler bile dolaştı. Ancak Trump o hiç beklenmedik adımları atabilen karakteriyle her zamanki gibi kısa sürede çark etti. Yakında bitebilir sözünü unutarak Cuma günü İran'ı yok etmekten, bugüne kadarki en ağır saldırıyı yapmaktan ve şiddeti misliyle artırmaktan bahsetmeye başladı. Oysa o barış sinyalini sürdürseydi dolardaki değer kaybını ve borsalardaki o coşkulu yükselişi izlemeye devam edecektik.
Evet, Amerika'nın sahadaki başarısızlıkları da piyasaları geren bir diğer unsur. ABD Savunma Bakanı geçtiğimiz günlerde dünya petrol trafiğinin %20'sinin geçtiği Hürmüz Boğazı'nı açma sözü vermişti ama İran'ın kapattığı o Basra Körfezi kapısını açamadı. İran oradan geçmeye çalışan tankerleri vurdu, birkaç tanker alev alev yandı ve petrol bu yüzden 100 doların üzerinde tutunmaya devam ediyor.
Şimdi Amerika Pasifik ülkelerinden 5.000 deniz piyadesini bölgeye getiriyor. Bugüne kadar sadece hava ve deniz gücüyle, uzaktan yürütülen bu savaşa ilk kez kara gücü dahil oluyor. Hark Adası'na çıkıp göğüs göğüse çarpışmayı göze alacak bu 5.000 deniz piyadesinin harekatı eğer boğazı açarsa enflasyon düşer ve piyasalar yeşillenir. Ancak bölgemizdeki savaşlar evdeki hesabın çarşıya uymamasıyla meşhur.
Hürmüz kapalı olduğu için Suudi Arabistan, Irak ve Kuveyt hali hazırda petrol üretimlerini ciddi şekilde azaltmış durumdalar. Yani dünyanın petrol arzında zaten muazzam bir düşüş var. Eğer Amerika Hark Adası'nı işgale kalkışırsa günde 1.5 milyon varil petrol üreten İran'ın da dünya satışları kesilecek ve küresel petrol arzında telafisi imkansız, beklenmedik sonuçlar doğuran devasa bir çöküş yaşanacak.
Diğer yandan mesele bir petrol savaşından ibaret değil. Küresel bir emtia krizinin tam ortasındayız. Hürmüz Boğazı aynı zamanda dünyadaki gübre trafiğinin %33'ünün geçiş noktasıdır. Savaş bölgesindeki Birleşik Arap Emirlikleri dünyanın en büyük 5., Bahreyn ise dünyanın 6. büyük alüminyum üreticisi konumunda. Sadece son bir ay içinde alüminyum fiyatları %12 gibi inanılmaz bir oranda yükselerek altın ve gümüşten bile pozitif ayrıştı.
Ayrıca tarımın en temel girdisi olan nitrojen ve üre gibi gübre fiyatlarında devasa artışlar yaşanıyor. Bu durum Amerikan borsalarındaki gübre şirketlerinin hisselerinde inanılmaz bir ralli yaratırken dünyanın geri kalanı için felaket çanları çalıyor. Gübre fiyatlarındaki artış tarımsal maliyetlerin fırlaması ve gıda fiyatlarının patlaması demektir. Petrol şokuyla birleşen bu yeni küresel gıda enflasyonu dünyadaki tüm alt gelir grupları için yeni ve çok acı bir trajedi anlamına geliyor. Borsaların düşmesi ve yatırımcıların korkması kesinlikle tesadüf değil.
Tüm bu jeopolitik yangının ortasında, gözler merkez bankalarının bu hafta alacağı kararlara kilitlenmiş durumda. Çarşamba günü toplanacak olan FED’in faizi sabit tutmasına kesin gözüyle bakıyoruz. Savaş öncesi Haziran veya Temmuz aylarında beklenen faiz indirimi enflasyonist baskılar yüzünden şimdiden Eylül ayına ötelendi.
Bu erteleme, yatırımcıların nakde yani dolara geçme çabasıyla birlikte doları güçlendirdi ve altın ile gümüşün üzerinde devasa bir duvar oluşturdu. Altın bu süreçte ne uzadı ne kısaldı. Çarşamba günü FED'in şahin bir yönlendirme yapması piyasalar, borsalar, altın ve gümüş üzerinde ciddi bir satış baskısı yaratacaktır. Ancak her şeye rağmen erken bir indirim kapısını aralık bırakacak güvercin bir tutum, riskli varlıklar için hayırlı olabilir.
Perşembe günü sahneye Avrupa Merkez Bankası çıkacak. Normal şartlarda faiz indirim sürecini büyük oranda bitirmiş ve beklemeye geçmiş olan ECB, savaş yüzünden sarsılan dengelerle baş başa kaldı. Savaşın patlak vermesiyle Dolar karşısında Euro son bir ayda %3.70 gibi büyük paralar için çok ciddi sayılacak bir değer kaybı yaşadı. Şimdi piyasalar ECB'nin Euro'yu savunmak ve bu erimeyi durdurmak için yeni bir faiz artırımının işaret fişeğini atıp atmayacağına, bu sinyali verip vermeyeceğine odaklanmış durumda.
Aynı gün İngiltere Merkez Bankası da faiz kararını açıklayacak. Londra'da beklentileri aşan ve yeniden yükselişe geçen enflasyon yüzünden normalde faiz indirmesi beklenen BoE'nin de faizi sabit bırakmasına kesin gözüyle bakılıyor. Onlar da topu adeta Trump'a ve savaşın gidişatına atıp pas geçecekler.
Hasılı, tüm bu karanlık tablonun içinde tek bir çıkış yolumuz var ki o da savaşın bitmesi. Eğer Amerika pes eder, Trump bir geri adım atar ve savaş biterse işler çok hızlı değişecek. Petrol düşecek, doğalgaz ve gübre fiyatları çakılacak, Dolar ise Euro karşısında değer kaybedecek. FED'in Eylül ayına ötelenen faiz indirim beklentisi yeniden yaz aylarına çekilecek ve o zaman altın ve gümüşün önündeki duvar yıkılacak ve çok ciddi bir ralliye şahit olacağız.