"İran'a sert davranırdım. Askerlerimize ya da gemilerimize tek bir kurşun atılsa Kharg Adası'na gidip işi bitirirdim."… Bu sözlerin ardından hemen hemen 38 yıl geçti.

Sözlerin sahibi hayalindeki çıkarmayı gerçekleştirmeye çok yakın olduğu iddia edilen Donald Trump.

ABD basının da bolca yer alan ilgili haberlere göre Trump yönetimi İran'ın petrol ihracatının %90'ının aktığı Kharg Adası'nı ele geçirmeyi ya da abluka altına almayı planlıyor. 5.000 deniz piyadesi ve 82. Hava İndirme Tümeni'nden yaklaşık 3.000 asker bölgeye sevk ediliyor.

CNN'in birden fazla kaynağa dayandırdığı haberine göre İran da Kharg'a ek askeri personel, hava savunma sistemleri ve MANPAD'ler konuşlandırarak çıkarmaya hazırlanıyor. Adanın etrafına tuzaklar döşeniyor. İşte tam bu noktada denklemin diğer tarafındaki bir tehdit akla geliyor. İran’ın Yemen üzerinden Bab'ül Mendeb’i fiili anlamda kapatarak Kızıldeniz’i ve dolayısıyla Süveyş Kanılı’nı da tıkaması. Ensarullah hareketinin üst düzey askeri komutanı Abed el-Savr'ın 14 Mart'taki açıklaması.

Yemen’deki Ensarullah hareketinin üst düzey askeri komutanı Abed el-Savr'ın 14 Mart'taki açıklaması zaten masaya konmuş durumda: "Müdahale kararı alındığında ilk adım ABD ve İsrail'e karşı resmi deniz ablukası olacak. Ticaret gemileri ve savaş gemileri dahil uçak gemileri durdurulacak."

İran yarı resmi Fars Haber Ajansı direniş gruplarının tam alarm durumunda olduğunu zaten duyurmuştu. Husi lideri Abdulmelik el-Husi de televizyon konuşmasında "parmaklarımız tetikte, gelişmeler gerektirdiği anda karşılık vermeye hazırız" diye meydan okuyor.

Maersk, Hapag-Lloyd ve CMA CGM Trans-Süveyş seferlerini çoktan askıya aldı. Suudi Arabistan'ın Kızıldeniz'deki Yanbu limanı üzerinden sürdürdüğü son ihracat penceresi de kapanma tehlikesiyle karşı karşıya çünkü Kızıldeniz'den çıkan her gemi Bab'ül Mendeb'den geçmek zorunda. ABD Kharg'a çıkarma yaparsa İran'ın bu kartı oynaması şu an için kaçınılmaz görünüyor.

Petrolde mevcut tablo bile yeterince korkunç. Brent şu an itibariyle varil başına 101 dolar. Birkaç gün önce 113 dolara kadar çıkmış, zaman zaman 120 dolara da dokunmuştu. ABD'de benzin fiyatları 2023 sonundan bu yana en yüksek seviyeye ulaştı. Galon başına 4 dolarlar yakalandı.

Goldman Sachs analistleri sırf Bab'ül Mendeb tehdidinin kendisinin bile petrolü 120 dolara taşıyacağını hesapladı. Bab'ül Mendeb fiilen kapandığında Brent'in 140-180 dolar bandına oturması kaçınılmaz görünüyor. Dünya deniz yoluyla taşınan petrolünün %30'unun üzerinde bir hacim aynı anda piyasadan çekilebilir.

Petrolde her 10 dolarlık artış ABD enflasyonuna yaklaşık 0,4 puan ekliyor. Savaşın başlangıcından bu yana Brent yaklaşık 40 dolar yükseldi, bu da tek başına ABD enflasyonuna 1,6 puanlık ek bir enflasyon baskısı demek. %2,4 olan ABD TÜFE'sinin üzerine bunu koyduğunuzda enflasyonun kısa sürede bugünkü denklemde bile %4'e ulaşması beklenirken bir de Bab'ül Mendeb kapanırsa petrolde 60-70 dolarlık ek artışla enflasyonun %5-6 bandına fırlaması güçlü olasılık.

Bu enflasyon tablosunun ABD gölge bankacılık sistemini ne yapacağını kimse konuşmuyor ama bence asıl trilyonalarca dolarlık saatli bomba orada saklı duruyor. (Şimdilik detayına girmeyeceğim ama zamanı geldiğinde daha detaylı bir anlarımla o taraftaki cehennem hakkında da yazacağım.) Sadece şunu söyleyeyim Bab'ül Mendeb’in kapanmasıyla petrol 140-180 dolara fırlarsa ve ABD’de enflasyon %5-6'lara sıçrarsa, Başta FED olmak üzere küresel merkez bankaları sert bir faiz artışı yapmak zorunda kalırsa 2008 benzeri bir krizi tetiklenebilir.

Bir de tahvil tarafı var elbet. Tahvil piyasaları tam anlamıyla alarm veriyor. ABD 10 yıllık Hazine tahvili faizi savaş öncesi yüzde 3,94’lerdeyken bugün itibariyle 4,37'ye tırmanmış durumda. Ancak asıl kıyamet İngiltere'de koptu. 10 yıllık faiz savaş öncesindeki %4,23'ten yüzde 5’lere fırlamıştı ki günümüz itibariyle %4,87’de daha fazla olumsuz haber için duraklamış durumda. Bu seviye yukarıda bahsi geçen 2008 küresel mali krizinden bu yana görülmemiş bir nokta. Ayrıca 50 günlük başbakanlığı mini bir bütçe krizi ile sonlanan Liz Truss döneminden sonraki en sert yükseliş olarak da karşımızda. Piyasalar da İngiltere Merkez Bankası’ndan 2026 sonuna kadar en az iki çeyrek puanlık faiz artırımı bekliyor, hatta belki üç…

Almanya'da 10 yıllık tahvil faizi %3,03'de çıkarak Haziran 2011'den bu yana en yüksek seviyeye ulaşmış durumda. Avrupa Merkez Bankası için de çoktan üç faiz artırımı konuşulmaya başlandı. Bab'ül Mendeb’in de kapanması halinde zaten Hürmüz sonrası çıldıran Avrupa doğal gaz fiyatlarının ikiye hatta üçe katlanması kaçınılmaz bir senaryo olarak karşımızda.

Japonya'da ise tablo çok daha karmaşık ve küresel etkileri çok daha derin. 10 yıllık faiz %2,27'de ama asıl mesele Japonya’nın ABD tahvillerinin en büyük yabancı alıcısı olması ve 1 trilyon doların üzerinde ABD tahvili tutması. Japon tahvil faizleri yükseldikçe Japon kurumsal yatırımcılar sermayeyi eve çekmeye başlıyor. ABD ile Japonya arasındaki 10 yıllık tahvil faiz farkı son bir yılda 115 baz puan daralmış durumda. Bu daralma devam ederse ABD tahvillerinde dev bir satış dalgası gelebilir ve bu da mortgage faizlerini, şirket borçlanma maliyetlerini ve dolayısıyla tüm ABD ekonomisini doğrudan vurabilir.

Çin tarafında ise çatışmanın örtük kazananı gibi görünmesi aldatıcı. İran petrolü Çin'in deniz yoluyla ithal ettiği ham petrolün %12’sini oluşturuyor ve bu akışın büyük kısmı Kharg Adası'ndan geliyor. ABD Kharg'ı ele geçirirse Çin'in İran petrolüne erişimi de kesilir. Ayrıca Çin dünyanın en büyük gübre ithalatçılarından biri ve Körfez ülkelerinden gelen doğal gaz gübre üretiminin hammaddesi. Çin'in iç tüketimi zaten yavaşlıyorken enerji maliyetlerindeki artış sanayi üretimini baskılar, ihracat rekabetçiliğini zayıflatır. Yuan zaten baskı altında ve ABD ile ticaret savaşı devam ediyor. Bab'ül Mendeb kapanmasıyla Çin'in Avrupa'ya olan deniz ticaret hattı da doğrudan etkilenir ve gemiler Afrika'yı dolaşmak zorunda kalırsa nakliye maliyetleri ve süreleri ciddi şekilde artar. Yani hepsi Çin’e ağır bir bedel olarak döner.

Gıda meselesi ise çok konuşulan ama tam anlamıyla ele alınamayan bir mayın tarlası… Henüz petrol fiyatlarının ve gübre krizinin tam etkisi tüketici fiyatlarına yansımamışken bir de Bab'ül Mendeb kapanırsa tablo felaket boyutuna ulaşır.

Küresel ticaret yapılan gübrenin üçte birinden fazlası Hürmüz'den geçiyor. Savaşın başından bu yana sırasıyla üre fiyatları %50 ve % amonyak fiyatları %20 yükselmiş durumda. FAO'nun raporuna göre savaş devam ederse 2026 ilk yarısında küresel gübre fiyatları bugünkü tırmanmış rakamlardan ortalama %15-20 daha yüksek seyredecek. WFP tahminen 45 milyon kişinin daha akut gıda güvensizliğine sürükleneceğini hususunda uyarıyor. Bu şartlar altındayken bir de Bab'ül Mendeb kapanırsa gıda enflasyonu dalgası Afrika'nın ve Güney Asya'nın kırılgan ekonomilerinde toplumsal patlamalara dönüştürebilir. Bu da küresel çapta dünyanın bu kadar istikrarsız olduğu bir dönemde bambaşka küresel problemleri tetikleyebilir.

Altın ve gümüş tarafında herkes "savaş var, altın yükselir" diye düşünüyor ama piyasa tam tersini söylüyor ve Bab'ül Mendeb kapanırsa bu düşüş çok daha sertleşir. Altın Mart başında ons başına 5.589 dolarla tüm zamanların rekorunu kırdıktan sonra 2011'den bu yana en sert beş günlük düzeltmeye girdi ve ciddi bir düşüşle 4.135’lere değip bugün 4.400’lerde kalmak için direniyor. Gümüş daha da fena durumda. Üç haftada %14'ten fazla eridi.

Bab'ül Mendeb kapanırsa bu dinamik daha da şiddetlenirse merkez bankaları faiz artırmak zorunda kalıcak, tahvil getirileri daha da yükselecek ve altın fırsat maliyetini daha da yitirecek. Ama asıl dikkat edilmesi gereken mesele Körfez ülkelerinin olası hamlelerinde saklı. Hürmüz kapalı, Bab'ül Mendeb de kapandığında Suudi Arabistan, Kuveyt, BAE ve Katar petrol ihraç edemez hale gelir. Bu ülkelerin mali ihtiyaçlarını karşılamak için varlık satışına geçmesi kaçınılmaz. Suudi Arabistan 323 ton resmi altın rezervi tutuyor. (Analistler gerçek rakamın çok daha yüksek olduğunu tahmin ediyor.) Körfez ülkelerinin toplam açıklanan altını 460-470 ton. Petrol geliri sıfıra yaklaşırsa bu altınlar piyasaya çıkmak zorunda kalır. 2008'de Lehman batınca altın %20'den fazla düşmüştü. Şimdi hem likidite krizi hem Körfez satışları hem yükselen faizler üst üste binerse altın 3.500 hatta 3.000 dolar bandına kadar gerileyebilir.

Elbette gümüşte durum daha vahim olur. Sanayi talebi daralırken güvenli liman talebi de dolarla rekabet edemeyince 50 doların altına düşmesi güçlü olasılık.

J.P. Morgan ve Deutsche Bank yıl sonu için 6.000-6.300 dolar hedef koyuyor ama bu hedefler Bab'ül Mendeb kapanması senaryosunu fiyatlamıyor. Likidite krizi, Körfez satışları ve faiz baskısının aynı anda vurduğu bir ortamda altın güvenli liman olmaktan çıkar, ve nakit kraliçeye dönüşür.

Evet, petrolde 140-180 dolar, altında kısa vadede likidite şokuyla düşüş (ardından 6.000-7.000 dolara sıçramasını bekliyorum fakat ne zaman olacağına dair bişeyler söylemek artık çok zor.), İngiltere tahvil faizlerinde %6’yı ve ABD'de ise %5'in zorlayan oranlar, Japonya'dan eve dönen sermayenin küresel tahvil piyasasını sarsan domino etkisi, Türkiye'de %40'ı aşan tahvil faizleri ve %50-60 bandından bir enflasyonla karşılaşma riski, küresel çapta 45 milyon kişinin daha akut gıda güvensizliğine sürüklenmesi, ABD gölge bankacılık sisteminde 2008 benzeri bir likidite krizi ihtimali… Tüm bu felaketler Trump’ın yeni bir çılgınlık yapmasının ardından İran’ın Bab'ül Mendeb'i kapama girişimleriyle çorap söküğü gibi sıralanabilecek olaylar.

Çok zor bir 15 günlük sürecin içindeyiz. Yakından takip etmeye ve uyarılarda bulunmaya devam edeceğiz…