Travmaya bağlı uyarılma bağımlılığı üzerine…

Bazı insanlar vardır; hayatlarında her şey yolundayken bile içleri rahat etmez. Bir sorun yokken bile bir şeylerin eksik olduğunu hissederler. Huzur geldiğinde sıkılır, sakinlikte daralır, sessizlikte huzursuz olurlar.

***

Peki neden? Çünkü herkes huzurla büyümez. Bazı insanlar gerilimle şekillenir. Psikolojide buna travmaya bağlı uyarılma bağımlılığı denir. Klinik bir tanıdan çok, travma sonrası sinir sisteminin nasıl çalıştığını anlatan güçlü bir kavramdır.

***

Bu insanlar çevreleri tarafından “sorundan beslenen insan” olarak etiketlenebilir ve kişi bir süre sonra kendisinin “sorun” olduğu yönünde bir inanç geliştirebilir. Oysa durum çok başkadır. Her şeyde olduğu gibi hiçbir davranış nedensiz değildir. Asıl önemli olan, nedenleri ve bu nedenlerin sonuçlarını doğru anlayabilmektir.

***

Travma dendiğinde çoğumuz büyük olayları düşünürüz; kazalar, kayıplar, şiddet gibi. Oysa travma bazen hiç yaşanmayan şeydir. Güvende hissedememek, duygusal olarak görülmemek, tutarsız ilgiyle büyümek ya da ne zaman ne olacağının bilinmediği bir ortamda yaşamak da travmadır.

***

Bu koşullarda büyüyen bireyin sinir sistemi şunu öğrenir: “Gevşemek tehlikelidir. Tetikte kalmalıyım.” Bu nedenle beden, sürekli alarm hâlinde yaşamaya alışır. Zamanla yüksek stres, kaygı ve belirsizlik bedene tanıdık gelmeye başlar. Tanıdık olan ise beyin için “güvenli” kabul edilir; zararlı olsa bile.

***

Böylece kişi farkında olmadan krizli ilişkileri seçer, ulaşılması zor insanlara çekilir, netlikten kaçar ve sürekli bir şeyleri çözmeye, düzeltmeye çalışır. Ve en çarpıcı nokta şudur: Huzur geldiğinde iç sıkıntısı artar. Çünkü beden şunu sorar: “Alarm yoksa, tehlike nerede?”

***

Travmaya bağlı uyarılma bağımlılığı en çok ilişkilerde kendini gösterir. Beklemek, özlemek ve kaygılanmak “aşk” gibi hissedilir. Belirsizlik tutkuyla karıştırılır. Düzgün, ilgili ve tutarlı ilişkiler ise ruhsuz ya da eksik gelir.

***

Oysa çoğu zaman sevilen kişi değil, o kişinin yarattığı duygusal yoğunluktur. Bu yüzden bazı ilişkiler çok acı verici olsa bile kopmak zor olur. Çünkü o ilişki, kişinin sinir sisteminin bildiği tek dildir.

***

Bu durum bir karakter sorunu değil, bir beden hafızası meselesidir. Kişi bilinçli olarak acıyı seçmez; sadece bildiği düzeni tekrar eder. Ve çoğu zaman kendini şöyle yargılar: “Benimle ilgili bir sorun var.” “Ben neden mutlu olamıyorum?” “Neden huzur bana iyi gelmiyor?”

***

Oysa sorun kişide değil, öğrenilmiş hayatta kalma stratejilerindedir. İyileşmek, hayatın hep sakin olması demek değildir. İyileşmek, sakinlikte kalabilme kapasitesini artırmaktır. Huzur çoğu insan için doğal değildir; öğrenilir.

***

Belki de sorun yeterince güçlü olmaman değildir. Belki de çok uzun süre güçlü kalmak zorunda bırakılmış olmaktır. Eğer huzur sana yabancı geliyorsa, bu senin bozuk olduğunun değil, bir zamanlar kendini korumak zorunda kaldığının sesidir.

Ve bu farkındalık, iyileşmenin başladığı yerdir.