İnsan bazen kendi hayatında misafir gibi yaşar. Evin içindedir ama eşyaların yeri ona ait değildir. Konuşur ama sesi kendine yabancı gelir. Güler ama yüzündeki ifade kalbine uğramaz…
Psikolojide buna sahte benlikle yaşamak denir. Donald Winnicott bunu anlatırken insanın, sevilmek için kendine bir yüz yaptığını söyler. Çocukken başlayan bu hikâyede kişi, olduğu gibi kabul edilmediğini hissettiği anda içinden bir parça geri çekilir ve yerine daha uygun, daha uslu, daha güçlü, daha sessiz birini koyar.
***
O günden sonra hayat devam eder ama yaşayan kişi gerçek kişi değildir. Sahte benlikle yaşamak, sürekli bir sahnede olmak gibidir. Perde hiç kapanmaz. Rol hiç bitmez. Alkış vardır ama dinlenmek yoktur. Bu insanlar genellikle güçlü görünür. Kimseye yük olmazlar. Her şeyi idare ederler. Herkesi anlarlar. Ama kimse onların içindeki çocuğu görmez.
***
Çünkü o çocuk yıllar önce, kırıldığı yerde sessizce oturup kalmıştır. En çok da yalnız kaldıklarında hissederler bunu. Kalabalığın içinde kusursuz oynanan rol, gece herkes uyuduğunda çözülür. İçlerinde tarif edemedikleri bir boşluk dolaşır. Sebepsiz bir sıkıntı, adı konmamış bir yorgunluk, hiçbir şeyle dolmayan bir eksiklik… İnsan bazen hayatın ağır olmasından değil, kendisi gibi yaşayamadığından yorulur.
***
Sahte benlikle yaşayanların en büyük sorunu ne istediklerini bilmemeleridir. Çünkü hayatları boyunca şu soruyu sormaya alışmışlardır: “Doğru olan ne?”, “İnsanlar ne der?”, “Benden beklenen ne?”, Ama hiç şu soruyu soramamışlardır: “Ben ne hissediyorum?”, “Benim neye ihtiyacım var?”
***
Bir süre sonra insan kendi sesini unutabilir. Başkalarının beklentileri o kadar gürültülü olur ki, içindeki gerçek ses fısıltıya dönüşür. Ve en tehlikelisi de budur. Çünkü insan başkası gibi yaşadığını fark etmediğinde, buna karakter der. Oysa çoğu zaman karakter sandığımız şey, zamanında mecbur kaldığımız bir savunmadır. Sahte benlikle yaşamak, ağır bir zırh taşımaya benzer.
***
Dışarıdan bakıldığında güçlü görünür. Ama o zırhın altında nefes almak zordur. Koşamazsın. Sarılmazsın. Ağlayamazsın. Çünkü zırh çıkarılırsa korunmasız kalacağını sanırsın. İnsan en çok da bu yüzden değişmekten korkar. Gerçek benlik ortaya çıkarsa bazı ilişkiler bitebilir, bazı roller dağılabilir, bazı insanlar gidebilir.
***
Ama şu da bir gerçektir: Gerçek benlik ortaya çıkmadan iç huzur gelmez. Belki de insanın hayatındaki en zor soru şudur: Ben gerçekten böyle miyim, yoksa böyle olmak zorunda mı kaldım?
Bu soruyu sormak kolay değildir. Ama insan kendine bu soruyu sormadığı sürece, hayatının içinde hep biraz misafir kalır. Ve insanın kendi hayatında misafir gibi yaşamasından daha yorucu bir şey yoktur.