Bazen evlilikler mahkeme salonunda bitmez… Alkışsız, imzasız, tanıksız dağılır. Adı konulmamış bir ayrılıktır bu: Sessiz boşanma. Sessiz boşanmalarda, aynı evin içinde iki ayrı mevsim yaşanmaktır, birbirinden habersiz… Bir tarafta kış uzar, diğer tarafta bahar çoktan vazgeçmiştir. Takvim aynı günü gösterir ama kalpler farklı zaman dilimlerindedir.
***
Sessiz boşanma, bir gecede çökmez. Daha tehlikelisi olur: Yavaş yavaş eksilerek başlar. Sürekli ertelenen konuşmalar, “şimdi sırası değil” denilerek biriktirilen kırgınlıklar, değer görmediğini hissetme, duygusal ihtiyaçların küçümsenmesi, sürekli eleştiri ya da sürekli suskunluk, aynı evde ama ayrı hayatlar…
***
Bir evlilik bazen fırtınayla değil, rüzgâr almayan bir denizde çürüyerek batan bir tekne gibidir... Hareket yoktur, ama ilerleme de yoktur. Her iki kişi de birbirine karşı yüksek sesle değil, düşük frekansta zamanla, yavaş yavaş uzaklaşır.
***
Sabah “günaydın” denir ama göz teması kurulmaz. Akşam “nasılsın” sorulur ama cevap dinlenmez. Yatak paylaşılır ama temas kaybolur. Ev artık bir yuva değil, lojistik bir ortaklığa dönüşür. Çocukların programı, faturalar, alışveriş listesi… İlişki bir proje yönetimine indirgenir.
En çarpıcı olan şudur: Tartışmaların bitmesi, çoğu zaman sevginin bittiğinin işaretidir. Çünkü tartışma, hâlâ bir şeyleri değiştirme isteğidir. Sessizlik ise vazgeçiştir.
***
Kadın çoğu zaman önce duygusal olarak çekilir. Kendini anlatamadığını, görülmediğini hissettiği noktada iç dünyasında kapılar kapanmaya başlar. İçinden şunlar geçer: “Ben artık konuşsam da bir şey değişmeyecek”, “Yalnızım ama evliyim.”
Zamanla beklentilerini azaltır... Sonra umutlarını… Sonra sevgisini… Dışarıdan bakıldığında güçlüdür, düzeni sürdürür. Ama iç dünyasında çoktan bavul toplamıştır.
***
Erkek çoğu zaman kopuşu daha geç fark eder. Evde sorun yok sanır; çünkü kavga yoktur. Ama içten içe o da yalnızdır. Anlaşılamadığını, sürekli eleştirildiğini ya da yetersiz bulunduğunu hisseder. Duygularını ifade etmekte zorlandıkça daha çok susar. Sustukça daha çok uzaklaşır.
Bir noktada şunu düşünür: “Ne yapsam yetmiyor.” Ve geri çekilir. İki taraf da aynı cümleyi farklı kelimelerle kurar: “Artık yoruldum.” En görünmez ama en derin yara çocuklarda burada açılır. Çocuklar yüksek sesten değil, soğuk havadan etkilenir. Evdeki görünmez duvarları hissederler. Anne-baba aynı masadadır ama aralarında bir cam vardır. Çocuk o camın şeffaflığını görür.
***
Çocuklar bu evin atmosferinde şunları öğrenir: Sevgi, zamanla susabilir. Yakınlık, mesafeye dönüşebilir. Birliktelik, mutluluk demek değildir. Bazı çocuklar arabulucu rolüne girer. Bazıları görünmez olur. Bazıları ileride kendi ilişkilerinde ya aşırı tutunur ya da erken vazgeçer.