Yarın yeni yılın ilk enflasyon rakamları açıklanacak. Her ne kadar çoğu kesim tarafından kabul edilmese de, maalesef yaşanan değil açıklanan rakamlar “gerçek” kabul edilecek ve maaş ayarlamaları bu veriler üzerinden yapılacak.
***
Çalışan memurlar ile emekli memurların, emekli memurlar ile SGK ve Bağ-Kur emeklilerinin ilk altı aylık maaşları, açıklanacak bu oranlar doğrultusunda artacak.
***
Yıllık enflasyonun yaklaşık yüzde 30 seviyelerinde olması beklenirken, aylık bazda ise uzmanlar ortalama yüzde 1,08 civarında bir oran öngörüyor. Eğer bu beklentiler gerçekleşirse maaş artışları yüzde 13 civarında olacak.
***
Memurların toplu sözleşmeden doğan yüzde 5’lik artış hakkı da hesaba katıldığında, çalışan memurlar yaklaşık yüzde 18-20 aralığında bir zam alacak. Peki, ya emekliler?
***
Hayatlarının artık son dönemlerini yaşayan; çalışırken hayatın her türlü zorluğuyla, emekli olduktan sonra da ekonomik şartların ağırlığıyla mücadele eden bu kesim yine mi mağdur olacak?
***
Devletin bile vergi oranlarını en düşük yüzde 18,95 seviyesinde belirlediği bir dönemde, bunun altındaki artış oranları emekliyi perişan etmekle kalmaz, adeta paspas eder.
***
“Bu artış altı aylık” denilebilir. Ancak yıl içinde temel gıda maddelerine gelen zamların, açıklanan enflasyon rakamlarının katbekat üzerinde olduğu düşünüldüğünde, emekliler için ciddi ve somut bir inisiyatif alınması gerektiği ortadadır.
***
Basit bir hesapla; memurların artış döneminde en düşük 9 bin lira, asgari ücretlilerin 6 bin lira aldığı varsayıldığında, emeklinin alacağı artış yaklaşık 3 bin lira civarında kalıyor. En basit matematik bile, her dönem makasın daha da açıldığını net biçimde ortaya koyuyor. Bu tablo ise sosyal adaletsizliği fazlasıyla büyütüyor.
***
Bu adaletsizliğe yol açan dengeyi ortadan kaldırmak, emeklinin refah seviyesini yükseltmek ve insanca bir yaşam sağlamak için; en düşük gelire en yüksek, yüksek gelire ise daha düşük artış uygulanarak denge kurulmalı, haksızlık giderilmelidir. Aksi halde, bu veriler ortadayken iddia edilen oranlarda artış yapılması, emekliyi adeta kaderine terk etmek anlamına gelir.
***
Ve unutulmamalıdır ki; günü geldiğinde kendini yok sayanları, emekli de yok sayar. Evet, devlet, millet, hepsi eyvallah… Ama insan bir noktada “tencerem kaynamıyor, ne yapayım kardeşim” noktasına gelir. İşte asıl tehlike, insanları o noktaya sürüklemektir.
Ne demiş büyüklerimiz:
“Ne verirsen elinle, o gider seninle.”