Dün sabah saatlerinde TÜİK tarafından enflasyon rakamları açıklanınca “Kaleminize kuvvet” demekten başka yazacak bir şey bulamadım açıkçası. Açıklanan verilere göre aylık enflasyon 1,94 olurken, yıllık enflasyon ise 30,87 olarak belirtildi.
***
Gerçekten avuçlarımız kızarıncaya kadar alkışlasak yine de haklarını ödeyemeyiz. Savaşın tam ortasında piyasalar kasıp kavrulurken, dünya “yandık anam” diye inim inim inlerken bizi teğet geçmeyi bir kenara bırakın, esamesi bile etkilememiş gibi bir tablo çiziliyor. İyi, güzel, hoş da; ekmeğe yapılan zam yüzde 15’i geçiyor, akaryakıta gelen zamlar yüzde 25 civarında iken pazar, market, bakkal, manav fiyatları hiç olmadığı kadar nasıl yükseldi o zaman?
***
Sokağın nabzı başka atıyor, açıklanan rakamlar bambaşka bir hikâye anlatıyor. Vatandaş sabah çıktığında cebindeki paranın akşam aynı değeri taşımadığını hissediyor. Bir gün önce aldığı ürünü ertesi gün aynı fiyata bulamıyor. Bu tabloyu yaşayan milyonlar varken, rakamlarda görülen bu geri çekilme hali ister istemez soru işaretlerini büyütüyor.
***
Savaş öncesine göre piyasalar sert şekilde yükseliş yapıp insanların alım gücü ortalama dörtte bir azalırken, peki nasıl oluyor da bu enflasyon rakamları şaşkın ördek misali gerisin geri gidiyor? Vallahi bilen birisi varsa anlatsın da bana değil, rahmetli dedemin külahına tabii! Yahu akıl var, mantık var. Çıkın bakayım bir pazara da fiyatlar nasıl bir görün! Hangi üründe azalma var, sizin rakamınız hariç?
***
Bugün bir pazara giren vatandaşın ilk yaptığı şey alışveriş listesi değil, hesap makinesi çıkarmak oluyor. Sepete koyduğu her üründe “bunu alsam diğerinden vazgeçmem gerekir mi” hesabı yapılıyor. Eskiden fileler dolarken şimdi torbalar yarım kalıyor. Üstelik bu durum sadece lüks tüketimde değil, temel ihtiyaçlarda da kendini açıkça gösteriyor.
***
Ha, alım gücünde var ama ya temel ihtiyaçlarda? Bir önceki aya bile baktığımızda savaş veyahut olağanüstü hareketlilik olmamasına rağmen yüzde 2,96 iken şimdi 1,94, öyle mi? O halde “kaleminize kuvvet” diyelim ki belki önümüzdeki ay daha da aşağılara düşer. Hatta dua edelim ki inşallah tepetaklak gider.
***
Bir de işin üretici tarafı var. Esnaf artan maliyetlerle baş etmeye çalışıyor, üretici girdi fiyatlarından şikâyet ediyor, nakliyeci akaryakıtın yükünü taşıyor. Zincirin her halkasında maliyet artarken nihai fiyatların düşüyor gibi görünmesi ayrı bir tartışma konusu olarak ortada duruyor.
***
Bu arada ilk üç aylık verilere göre SSK ve Bağ-Kur emeklilerinin maaşlarına temmuz ayında yapılacak zam için şimdiden yüzde 10 cepte. Hayırlı olsun, şimdiden güle güle harcasınlar diyeceğim de çıkan yüzde 25 iken giren yüzde 10 olsa ne yazar. Emekli, sabit gelirli, asgari ücretli; herkes aynı soruyu soruyor: Bu hesap kime göre, neye göre yapılıyor?
***
İşin özü şu; rakamlar ile hayatın gerçeği arasındaki makas açıldıkça, güven duygusu da aynı oranda aşınıyor. İnsanlar artık sadece açıklanan veriye değil, kendi cebine bakarak karar veriyor. Çünkü mutfaktaki yangın, istatistik tablolarına bakarak sönmüyor.
Anadolu’da bir tabir vardır ve yerinde kullanıldığı zaman çok anlam ifade eder:
“Ağam bizimle eğleniyii.”