Eksiliyoruz, birer birer göç ediyoruz fani dünyadan. Dün sabah saatlerinde telefonumun çalmasıyla irkildim. Garip bir şeyin habercisi olduğunu anladım. Beklenmedik değil ama yine de sarsıcı oldu.
Uzun yıllar Sabah Gazetesi’nde omuz omuza çalıştığımız Matbaa Müdürümüz Ufuk Hızır’ı maalesef dün kaybettik. Geçen yıl beyninde oluşan tümörle mücadelesini kaybetti.
Bir yıl süren savaş… Son iki aydır da entübe halde mücadele etti Ufuk bu illet hastalıkla. Allah’tan ümidimizi ne o ne de biz hiç kesmedik. Lakin kaderden kaçılmıyor.
Aslında yazmak istemiyorum, elim gitmiyor ama başka bir şey de yazamam ki bugün. İnanın bir dostun ardından yazmak hiç kolay değilmiş. Hele ki acını ve sevincini paylaştığın birinin ardından yazması çok daha zormuş.
Bugün hayatımda sayısı bir elin parmaklarını geçmeyen dostum diyebildiğim, değer verdiğim çok az insandan birini, Ufuk’u kaybettim. Benim hafızamda hep pozitif, neşe ve huzur veren gülen yüzüyle kalacak. Güzel anılar da cabası.
Sevgili dostlar her gün onlarca ölüm haberi okuyoruz. Çoğunu tanımıyoruz. Şöyle bir göz atıyoruz kimin nesiymiş diye, geçiyoruz. Bir yerlere düşen ateşi bilerek ama aldırmadan.
Fakat bir dostun ölümü, diğer bütün ölümlerden başkaymış. Belki kendi ölümümüzün en sarsıcı habercisi. Bir parça alır götürür hayatınızdan. Önemli bir parça. Hayatınızı değil,sadece -bizzat hayatın anlamına dair- önemli bir parça alır götürür.
İnanın ben hayatıma değen iyi ki de değmiş dediğim bir dost kaybettim. Çünkü bilirim ki herkesle arkadaş olunur fakat çok azıyla dost kalınır.
Günümüzde ise arkadaşlık, dostluklar çıkar ilişkisine dönmüşken, kim dost, kim düşman ayırt edilemezken benim her sırrımı paylaşabileceğim, sırtımı yaslayabileceğim dostum diyebileceklerimin sayısı o kadar az ki.
Zaten dostluk da böyle bir şey değil mi? Her koşulda yanında olan, sen düşsen ayağa kaldıran, bir sözüyle ya da bir bakışıyla sana güç veren… Ben bu konuda şanslı olanlardanım.
_google_ers_1788815300.png)
Çok şükür ki hayatıma gerçek dost diyebileceğim, beni günahımla da sevabımla da kabul eden kan bağımız olmasa da can bağım olan kardeşlerim var.
Aslında bir dostun ölümü, eksilmek, azalmak, acıyla yaşamaktır. Bu yüzden, bir dostun ardından dökülen gözyaşları en saf duyguların tezahürü olsa gerek.
_google_ers_1788815331.png)
Rabbim yattığı yeri nurla doldursun. Üzerine atılan toprak incitmesin onu. Ben seni hep güzel hatırlayacağım Ufuk. O güler yüzün, neşen ve kıvrak zekânla.
Daha başka kelime bulamıyordum. Unutanlardan değil, unutturmayanlardan olacağım. Cennet mekânın olsun güzel kardeşim.
--------------
ŞİMDİ SIRASI DEĞİL
Bugün sizlere başka konulardan bahsedecektim ancak cenazem nedeniyle kafam beynim karıştı. Onun için ANTALYA’YA OPERASYON konusunda yazma hakkımı saklı tutuyorum.
Böyle bir acılı günümde de olsam mevzudan kısaca bahsedeceğim. Çünkü YAZMASAN OLMUYOR! Sussan SALAK zannediyorlar! Vallahi hiç de öyle değil.
Herkesin malumu Muhittin Böcek tutuklu ve hakkındal, birçok iddia ile yine gündemde. Oysa bugün RÜŞVET/YOLSUZLUK davasının 4’üncü duruşması var!
Benim dikkatimi çeken her duruşma öncesi Böcek ile ilgili enteresan ve mide bulandırıcı İDDİALAR gündeme getiriliyor! Kim tarafından ve ne amaçlı yapıldığı belli.
Tabi Muhittin Böcek cezaevinde olduğu için her cepheden VURUN ABALIYA misali saldırı gerçekleştiriliyor. Hatta bunlar içinde geçmiş dönemde birlikte çalıştığı CHP’li milletvekili bile var.
Tabi bunun yanında ŞARK BÜLBÜLÜ pardon SARAÇHANE BÜLBÜLÜ olarak nitelendirilen sözde eski CHP’li özde Yeni Partili gazeteci de var.
Antalya’ya BÖCEK üzerinden çekilen operasyon yetmezmiş gibi bir diğer operasyonda kentin en çalışkan yöneticisi Vali Hulusi Şahin oldu.
_google_ers_1788815222.png)
Adam COP31 başta olmak üzere birçok çalışmayı gece gündüz demeden sürdürüyor. Nihayetinde devletin üst düzey bir bürokratı. Verilen görevi yerine getiriyor.
_google_ers_1788815251.png)
Vallahi bu konuda yazacaklarımı, söyleyeceklerimi başka bir güne bırakıyorum. Çünkü dünkü cenazemden dolayı hala kafam karışık. Bugün Muhittin Böcek’in duruşmasında olacağım.
Velhasıl velkelam; “Dün dünde kaldı cancağızım bugün yeni şeyler söylemek lazım” demiş Hz. Mevlana. Öyle elma ile armudu birbirine karıştırmamak lazım!