Bu haftayı güzel bir tespitle kapatmak istiyorum. Tam da günün önemine denk gelecek, hepimizin üzerinde düşünmesi gereken bir meseleyle…

En son Konya’da yayımlanan yerel Hakimiyet Gazetesi yazarı Mehmet Bina’nın kaleme aldığı bir makalede okumuştum. Öyle bir yazı ki, birkaç cümleyle geçip gidilecek türden değil. Çünkü yalnızca dilimizin değil, dilimizle birlikte zihniyetimizin, alışkanlıklarımızın ve hayata bakışımızın nasıl değiştiğini anlatıyor bu yazı.

Dil dediğimiz şey sadece kelimelerden ibaret değildir. Bir toplumun inancını, kültürünü, değerlerini, hayata ve insana bakışını yansıtan en güçlü aynalardan biridir.Kullandığımız kelimeler değiştikçe düşünme biçimimiz de değişiyor. Düşünme biçimimiz değiştikçe hayatı anlamlandırma şeklimiz de.

Modernleşme, küreselleşme ve özellikle dijitalleşmeyle birlikte günlük dilimizdeki dini ve geleneksel motifler giderek azalırken, bunların yerini daha dünyevi, daha pratik ve çoğu zaman Batı merkezli ifadeler almaya başladı. Özellikle son yıllarda hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline gelen sosyal medya ve mesajlaşma uygulamaları, bu değişimi daha da hızlandırdı.

Uzun iyi niyet temennileri yerine birkaç harften oluşan ifadeler kullanıyoruz artık. “Selam” yerine “slm”! “Kendine iyi bak” yerine “kib”, “Bay bay” yerine “bby” gibi. Hatta bazen kelimeye bile ihtiyaç duymadan birkaç emojiyle meramımızı anlattığımızı düşünüyoruz.

Kelimeleri kısaltırken acaba farkında olmadan duygularımızı da mı kısalttık? Cümlelerimiz küçülürken gönül dünyamız da mı daraldı? İşte asıl üzerinde düşünülmesi gereken nokta burası.

Bir zamanlar evden çıkarken “Allah’a ısmarladık”, “Allah’a emanet olun” demek sıradan bir vedalaşma değildi. O sözün içerisinde hem bir dua hem bir teslimiyet hem de karşımızdaki insanı Allah’a emanet etmenin verdiği manevi huzur vardı. Bugün ise bunların yerine “Hadi ben kaçtım”, “Bay bay”, “Hadi öptüm” diyoruz.

Söylemesi daha kolay, daha kısa ve daha modern görünüyor belki. Ama aynı anlamı taşıyor mu? Aynı duyguyu veriyor mu? İşte orası tartışılır.Her ne kadar samimi gibi görünse de bana göre giderek daha samimiyetsizleşen bir dilin içine doğru sürükleniyoruz.

Gelin, yazarın kaleme aldığı “NE İDİK NE OLDUK?” yazısının ana hatlarına birlikte bakalım. Hatta bakmakla yetinmeyelim; sindire sindire okuyalım. Çünkü aşağıdaki örnekler, birkaç kelimenin değişiminden çok daha fazlasını anlatıyor.

Evden ayrılırken geride kalanlara “Allah’a ısmarladık”, “Allah’a emanet olun” derdik; şimdi “Hadi ben kaçtım”, “Baybay”, “Hadi öptüm!” der olduk. İşe gidenlere “Allah işini rast getirsin” derdik; şimdi “Bol kazançlar!” der olduk. Şaşırdığımızda “Sübhanallah” derdik; şimdi “Vaaav!” der olduk.

Sevindiğimizde “Elhamdülillah” derdik; şimdi “Olleeey!” der olduk. Başımıza bir musibet geldiğinde “Allah’ın dediği olur!”, “İnnâlillâhi ve innâileyhirâciûn”, yani “Biz Allah’tan geldik, yine O’na döneceğiz” derdik. Şimdi ise “Hay aksi!”, “Bu da nereden çıktı?”, “Bittim!”, “Mahvoldum!” der olduk.

Bize iyilik yapana “Allah razı olsun”, “Allah ne muradın varsa versin!” diye dua ederdik; şimdi çoğu zaman kuru bir “Sağ ol” ile geçiştiriyoruz.Bir işle uğraşanlara “Allah kolaylık versin!” derdik; şimdi “Kolay gelsin!” diyoruz.

Yeni evlenenlere “Allah bir yastıkta kocatsın!” derdik; şimdi “Mutluluklar!” diliyoruz. Sınava girecek çocuklarımıza, gençlerimize “Allah zihin açıklığı versin!” diye dua edilirdi; şimdilerde “Başarılar!” demekle yetiniyoruz.

Geleceğe dair plan yaparken “İnşallah”, “Allah izin verirse”, “Allah kısmet ederse” derdik. Çünkü insanın plan yapabileceğini ama hükmün ve takdirin kendisine ait olmadığını bilirdik. Bugün ise gelecek tamamen bizim elimizdeymiş gibi kesin cümleler kuruyoruz. Olmadı, “Umarım”, “Tahminim o ki” gibi ifadelerin arkasına sığınıyoruz.

Bir günah işlediğini gördüğümüz kimselere “Allah ıslah etsin”, “Allah affetsin”, “Allah hidayete erdirsin” derdik. Bugün ise çok daha kolay öfkeleniyor, yargılıyor, hakaret ediyor, hatta lanet okuyoruz.Kötü bir ihtimalden bahsedildiğinde “Allah korusun”, “Allah esirgesin” derdik; şimdi “Kapa şu şom ağzını!” diyoruz.

Elbette bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Mesele yalnızca eski kelimelerin yerine yenilerinin gelmesi değil. Diller canlıdır; değişir, gelişir, yeni kelimeler kazanır, bazı kelimeleri zaman içerisinde kaybeder. Buna kimse itiraz edemez.

Ancak burada üzerinde düşünmemiz gereken çok daha derin bir mesele var; Kelimeler değişirken zihniyetimiz de mi değişiyor? “Allah razı olsun” ile “Teşekkürler” arasında yalnızca kelime farkı mı var? “Allah’a emanet ol” ile “Bay bay” aynı vedalaşmayı mı anlatıyor? “Allah kısmet ederse” ile “Kesin yapacağım” arasında hayata bakış açısından hiçbir fark yok mu?

Kanaatimce var. Çünkü birinde insanın kendi sınırlarını bilen bir teslimiyet, diğerinde ise hayatın tamamen insanın kontrolünde olduğu düşüncesi ağır basıyor. Belki de asıl kaybettiğimiz şey birkaç kelime değil; o kelimelerin arkasındaki mana dünyasıdır.

“Allah’a emanet ol” dediğimizde sadece vedalaşmıyorduk, dua ediyorduk.“Allah razı olsun” dediğimizde sadece teşekkür etmiyorduk, karşımızdaki insan için hayır diliyorduk.“Allah kolaylık versin” dediğimizde yalnızca iyi dilekte bulunmuyor, onun işinin kolaylaşması için Rabbimize niyaz ediyorduk.“İnşallah” dediğimizde ise geleceğin mutlak hâkimi olmadığımızı kabul ediyorduk.

İşte bu yüzden dilde yaşanan değişimi basit bir kelime değişimi olarak görmek bana doğru gelmiyor. Çünkü dilimizden çıkan her kelime, zamanla düşünce dünyamızdan da bir parçayı beraberinde götürebiliyor.

Bugün çocuklarımızın ve gençlerimizin günlük konuşmalarına baktığımızda bunu çok daha açık görüyoruz. Sosyal medyanın dili, hayatın dili haline geliyor. Birkaç saniyelik videolar, birkaç kelimelik mesajlar ve emojiler arasında büyüyen bir neslin kelime hazinesi kadar duygu ve mana dünyasının da bundan etkilenmemesi mümkün mü?

Teknolojiye karşı çıkmak elbette çözüm değil. Dünya değişecek, teknoloji gelişecek, iletişim biçimlerimiz farklılaşacak. Ama modernleşmek, geçmişimizi ve bizi biz yapan değerleri terk etmek anlamına gelmemeli. Çağa ayak uydururken köklerimizden kopmak zorunda değiliz.

Telefonumuz son model olabilir ama dilimizde “Allah razı olsun” kalabilir. Mesajlarımız kısa olabilir ama “Allah’a emanet ol” demeye devam edebiliriz. Dünyanın bütün teknolojisini kullanırken “İnşallah” demekten vazgeçmek zorunda değiliz. Çünkü mesele teknoloji değil; mesele zihniyet.

Evet sevgili dostlar; Sözlerimizden ve dilimizden “Allah” kelimesinin giderek çekilmesi üzerinde ciddi ciddi düşünmemiz gerekiyor. Çünkü sözlerimiz düşüncelerimizin, düşüncelerimiz de hayat anlayışımızın dışa vurumudur. Dilimizden çıkardığımız kavramların zamanla gönül dünyamızdan da uzaklaşması kaçınılmaz hale gelebilir.

Bir zamanlar soframızda, ticaretimizde, komşuluğumuzda, düğünümüzde, cenazemizde, sevincimizde, üzüntümüzde, yolculuğumuzda, vedamızda ve kavuşmamızda dua vardı.

Şimdi hayat daha hızlı, cümleler daha kısa, iletişim daha kolay. Ama insan ister istemez soruyor; “Daha mı mutluyuz? Daha mı huzurluyuz?

Daha mı samimiyiz? Yoksa her şeye daha kolay ulaşırken bizi biz yapan bazı değerlerden biraz daha mı uzaklaşıyoruz?”

Belki de zaman zaman durup kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor; Ne idik, ne olduk?Ve daha önemlisi; Nereye gidiyoruz? Kelimelerimizi kaybetmeden önce manalarımıza, manalarımızı kaybetmeden önce değerlerimize sahip çıkmak zorundayız.

Çünkü bazı kelimeler yalnızca kelime değildir. Bir kültürdür, bir duadır, bir teslimiyettir, bir hayat anlayışıdır!

Şimdilerde mutluluğu “Allah’tan başka şeylerde” arar olduk. Ama beyhude!

Velhasıl velkelam:; Ne diyelim? Allah sonumuzu hayreylesin!