Antalya’da son dönemlerde yaşananlara bir bakınca, “Aman Allah’ım tövbeler olsun” diyerek kendimi teselli ediyorum. Ardından da, Yunus Emre’nin, “Girdim ilim meclisine, eyledim kıldım talep, dediler ilim geride illa edep illa edep” sözünü hatırlıyorum.

Detaylara girmeden birkaç konuya değinmeden geçemeyeceğim. Hepimizin malumu Antalya Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik YOLSUZLUK/RÜŞVET davası devam ediyor.

Okumamis

Henüz yargılama bitmediği için masumiyet karinesi gereği kimseyi şu veya bu sebeple suçlamak yanış olur. Konunun iddianamesi, ifadeler, etkin pişmanlıktan faydalananların söyledikleri ile olay başka yönlere gitmişti.

Aşk meşk işleri derken dava dosyası neredeyse MAGAZİN DOSYASINA döndü. Her koyun kendi bacağından asılır amma bu işin içinde resmi bir kamu kurumu olunca insan “TÖVBE TÖVBE” diyerek İSTİĞFAR ediyorum.

Okumamis (3)

Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin bir biriminin sorumlusu FUHUŞ/UYUŞTURUCU suçlaması ile diğer bir çalışanı da UYUŞTURUCU TEMİNİNDEN tutuklandı.

Ben ve birçok kişi bu olayın şokunu yaşarken önceki gün de Kadınlar Plajı Sorumlusu bir kadın ile birlikte 8 kişi FUHUŞ suçlaması ile gözaltına alındı. Bir şok bitmeden diğeri!

Okumamis (1)

Bu işin sonu nereye varır, kim suçlu kim değil, komplomu kuruluyor bilemem. Ancak bildiğim bir şey varsa o da ateş olmayan yerden duman çıkmayacağıdır.

Okumamis (2)

Dediğim gibi ben henüz yargılaması başlamamış, her hangi bir ceza almamış insanları suçlayıp yaftalamak istemem. Bu nedenle ben konuyu bu bağlamda Yunus’un dediği gibi EDEP meselesine getirmek istiyorum.

Tabi konuyu sevgili dostum Mustafa Akar’ın yaptığı paylaşımdaki cümlelerden esinlendiğimi de belirtmek istiyorum. Akar’ın cümlelerini kendi duygularımla harmanlayıp konuyu bağlayacağım.

Evet son yıllarda hayatın her alanında, bu kimi zaman siyasette, kimi zaman ticarette, kimi zaman sosyal hayatta, kimi zaman ailede, kimi zaman sokakta, kimi zaman da yazar çizer kadrosunda maalesef üzülerek söylüyorum EDEP, AHLAK azaldı! Yaşananlara bakın YALAN MI?

Bakın; Edep, aklın ve kalbin tercümanıdır. Herkes EDEPTEN nasibi aldığı kadar akıllıdır. Sahip olduğu irfan ve edep kadar şerefli, şerefi kadar değerlidir. Edep, toplum yapısına uygun davranma, iyi ahlak, incelik, terbiye olarak bilinir ve yaşamımızın her yönünü kapsar.

Ne güzel söylemiş Yunus Emre; “Edebim el vermez edepsizlik edene/ Susmak en güzel cevap/ Edebi elden gidene!”

Sevgili dostlar, ne olursa olsun İLLA EDEP İLLA EDEP! Bugün yaşadığımız dünyada İnsanlığın içi boşaltılmış! Görsellik, unvan, şov ve para hep bir gösteriş haline gelmiş.

Oysa büyüklerimiz boşuna dememiş; “Önce ahlak, illa edep” diye. Ama aile yapımız bozulmaya başladıkça, Avrupa özentisi arttıkça işin ŞİRAZESİ kaymış durumda.

Yaşananları gözümün önüne getirdiğim zaman inanın, “Allah’ım karşımıza ar, namus bilen, dün yaşadığını bugün unutmayan, dün bir yerlere gelmek için on takla atıp bugün geldiği makamlara ‘Ben geldim’ diyerek riyakâr olmayanlardan, helal haram bilen, EDEP ve HAYADAN hayâdan ayrılmayan, emaneti sahip çıkan insanlar ile karşılaştır” diye dua ediyorum.

Bunca yıllık meslek hayatımda birçok olaya tanıklık ettim amma bir kamu kurumunda yaşanan böylesine HAYASIZ/ EDEPSİZ olaylara neredeyse ilk kez şahit oluyorum. Neyse, “Her koyun kendi bacağından asılır” ya bırakalım ve yargının vereceği kararları bekleyelim.

Dün Fatih Altaylı’nın yazısını okurken, “Rahmetli Aliya İzzetbegoviç’in yıllar önce söylediği ‘Savaş ölünce değil, düşmanına benzeyince kaybedilir’ yani ahlaki olarak onun gibi olunca” ifadesini çok dikkatimi çekti.

Onun yazı konusu başkaydı amma Aliya İzzetbegoviç’in sözü bugünkü konumla örtüşüyordu. Yani biz kendimize bakalım ve EDEPSİZLERE benzemeyelim.

Velhasıl velkelam; Yunus’tan girdik konuya Mevlana’nın, “Edep bir tac imiş nur-i Huda’dan / Giy o tacı emin ol her beladan” sözü ile kapatalım.