Tüm evlilikler ve ilişkiler sonsuza kadar sürmesi inancı ve arzusu ile başlar. Ancak hayat bazen insanları ayrılıklara, başlarken planlamadığı sonlara, ayrılıklara götürür… Ancak bir ilişki ya da evlilik bittiğinde yalnızca bir ilişki bitmez. Bir gelecek biter. Birlikte yaşanacağı düşünülen yıllar, kurulmuş sofralar, gidilecek şehirler, yaşlanılacak bir ev… Hepsi bir anda geçmiş zamanın içine düşer.

İnsan o zaman yalnızca sevdiği insanı kaybetmez; kendisi için yazdığı hikâyeyi de kaybeder.İnsan hayatı boyunca kendisine evler kurar. Bazen gerçek evler… Bazen ilişkiler… Bazen meslekler… Bazen bir ailenin içinde bir rol… Bazen de başkalarının bize verdiği kimlikler.

***

"İyi eş." "İyi anne." "Başarılı insan." "Güçlü kadın." "Güvenilir adam." Sonra hayat gelir ve bazen bu evlerden birini yıkar. İlk tepkimiz genellikle şudur: "Bunu nasıl yeniden eski haline getirebilirim?" Oysa belki de hayatın sorusu başka bir şeydir: "Eski haline dönmek zorunda mısın?" Çünkü bazı şeyler tamir edilmek için değil, geride bırakılmak için kırılır.

Bunu kabul etmek kolay değildir. İnsan alıştığı hayatın içinde mutsuz olsa bile, bildiği mutsuzluğu bilmediği bir ihtimale tercih edebilir. Çünkü bilinmeyen, bazen acıdan daha korkutucudur. Bu yüzden insanlar yıllarca bitmiş ilişkilerin içinde kalabilir. Artık kendilerine iyi gelmeyen işlerde çalışabilir. Kendilerine ait olmayan hayatları sürdürebilir.

***

Çünkü insan bazen mutsuzluğundan değil, mutsuzluğundan sonra ne olacağından korkar.Oysa hayatın bazı dönemlerinde yapılması gereken şey, hemen yeni bir hayat kurmak değildir. Önce enkazın içinde biraz oturmak gerekir.

Kaybın yasını tutmak… Kırgınlığı hissetmek… Öfkelenmek… Korkmak… Ağlamak… Ve bir süre "Bundan sonra ne olacak?" sorusunun cevabını bilmemeye izin vermek… Çünkü iyileşmek, her zaman güçlü görünmek değildir.

***

Bazen iyileşmek, artık güçlü olmak zorunda olmadığını kabul etmektir. Sonra küçük bir şey olur. İnsan yeniden merak etmeye başlar. Sabahları daha farklı uyanır. Yeni bir insanla tanışır. Uzun zamandır yapmadığı bir şeyi yapar. Bir yere gider. Yeni bir şey öğrenir. Bir masada daha önce hiç tanımadığı insanlarla oturur.

Ve fark eder: Hayat, sandığı kadar bitmiş değildir. Sadece eski hayatı bitmiştir. Bu ikisi aynı şey değildir. Belki de hayatın en büyük yanılgılarından biri, mutluluğun kaybettiğimiz şeyi geri almakla mümkün olduğunu düşünmektir. Oysa bazen hayat bize kaybettiğimizi geri vermez. Onun yerine başka bir şey verir. Başka insanlar. Başka şehirler. Başka hayaller. Başka bir benlik.

***

Ve belki en önemlisi: Kendimizi yeniden tanıma fırsatı. Çünkü insan bazen hayatının en büyük dönüşümünü her şey yolundayken değil, hiçbir şey yolunda değilken yaşar. Hayatın dağıldığında kendine hemen yeni bir hayat kurmak zorunda değilsin. Bazen sadece bir pencere açman yeter. İçeri biraz hava girsin. Biraz ışık…Biraz hayat…

Sonra belki bir gün, hiç beklemediğin bir anda, kendini yeniden bir şeylere gülerken bulursun.Ve anlarsın: Sen sandığın gibi kırılıp kalmamışsın. Sadece eski halinle devam edemeyecek kadar değişmişsin. Belki de bazı kayıplar bizi eksiltmek için değil, kendimize ait olmayan hayatları üzerimizden çıkarmak için gelir.

Ve insanın yeniden başlaması için her şeyinin hazır olması gerekmez. Bazen yalnızca küçük bir cesaret yeter: "Hayatım artık eskisi gibi olmayacak." Sonra ikinci cümle gelir: "Ama belki de eskisi gibi olmaması, kötü bir şey değildir."