Bize sürekli koşmamız söylendi. Daha başarılı ol. Daha üretken ol. Daha çok çalış. Kendini geliştir.
Yeni bir şey öğren. Daha iyi bir versiyonuna dönüş. Daha fit ol.Daha çok kazan. Daha çok oku.
Daha çok seyahat et. Daha çok şey başar...
***
Sanki hayat, sürekli tamamlanması gereken bir “kendini geliştirme projesiymiş” gibi… Ve biz, fark etmeden kendi hayatımızın peşinde koşmaya başladık. Bir hedefe ulaşıyoruz, daha ileride bir hedef belirliyoruz. Bir şey başarıyoruz, “Peki sırada ne var?” diye soruyoruz.
***
Dinleniyoruz ama dinlenirken bile suçluluk duyuyoruz. Çünkü bize durmanın zaman kaybetmek olduğu öğretildi. Oysa belki de insanın her zaman daha iyi olması gerekmiyordur. Belki bazen iyi olduğumuzu fark etmemiz gerekiyordur.
***
Belki kendimizi sürekli tamir etmeye çalışmak yerine, bir süreliğine kendimize bakıp: “Ben zaten olduğum halimle yeterince değerliyim.” diyebilmemiz gerekiyordur. Çünkü ağaçlar sürekli büyümez. Kış gelir. Yapraklarını bırakırlar. Bir süre dışarıdan bakıldığında hiçbir şey olmuyormuş gibi görünür.
***
Ama o sessizlikte hayat devam eder. Kökler çalışır. Ve bazen insanın da ihtiyacı budur: Bir süre büyümemek. Bir şey başarmamak. Kimseye kendini kanıtlamamak. Koşmamak. Sadece nefes almak.
***
Belki de hayat, sürekli çıkılması gereken bir merdiven değildir. Belki bazen merdivenden inip
bir basamağa oturmak, etrafına bakmak ve bulunduğun yere varmış olduğunu fark etmektir.
***
Çünkü sürekli daha iyisini ararken elimizdekini yaşamayı unutabiliriz. Ve belki bugün kendine sorman gereken soru: “Daha ne yapmalıyım?” değil. “Bunca zamandır yaptıklarımın, olduğum kişinin ve geldiğim yerin farkına ne zaman varacağım?”
***
Belki de ihtiyacın olan yeni bir hedef değil. Biraz durmak. Kendine yetişmeye çalışmayı bırakmak. Ve ilk kez, kendini olduğu yerde bulmak.