Hiç bu kadar çok insana ulaşabilen ama hiç bu kadar az insana dokunabilen bir dünyada yaşamamıştık. Sabah gözümüzü açar açmaz birilerine ulaşabiliyoruz. Bir mesajla dünyanın öbür ucundaki arkadaşımıza sesleniyor, bir fotoğrafla hayatımızın en güzel anlarını yüzlerce kişiye gösterebiliyor, birkaç saniyede onlarca insanın ne yaptığından haberdar olabiliyoruz.

***

Telefonlarımız susmuyor, sosyal çevrelerimiz her geçen gün biraz daha genişliyor. Peki, bütün bu seslerin arasında içimizdeki sessizliği neden bu kadar derinden duyuyoruz? Neden gün boyunca onlarca insanla konuştuğumuz hâlde, akşam başımızı yastığa koyduğumuzda anlatacaklarımızın aslında kimseye ulaşmadığını hissediyoruz?

***

Belki de çağımızın en büyük çelişkisi tam burada saklı: Birbirimize ulaşmak için tarihin hiçbir döneminde bu kadar çok imkânımız olmamıştı. Ama ulaşabilmekle anlaşılabilmek arasındaki mesafe hiç bu kadar görünür olmamıştı. İlişkilerimiz çoğaldı, yakınlığımız azaldı... Dünya değişti. Teknoloji hızlandı, şehirler büyüdü, yaşam biçimleri dönüştü. Her şeyi daha hızlı yapmayı, zamandan tasarruf etmeyi öğrendik. İlişkilerimiz de bu hızın dışında kalmadı.

***

Artık birine ulaşmak için kapısını çalmamız gerekmiyor. Bir mesaj, bir beğeni, bir emoji bazen iletişimin tamamı hâline geliyor. İnsanlarla aramızdaki mesafeleri kısaltırken, birbirimize ayırdığımız dikkati de küçültüyor olabiliriz.

Bir arkadaşımızın fotoğrafına bakıp hayatına ortak olduğumuzu sanıyoruz. Nereye gittiğini, ne yaptığını biliyoruz ama geceleri hangi düşüncenin uykusunu kaçırdığını bilmiyoruz. Gülümseyen yüzünü görüyoruz, o gülümsemenin arkasındaki kırgınlıkları göremiyoruz.

***

Birbirimizin hayatından haberdarız ama iç dünyalarına ne kadar yakınız? Çünkü bilgi, yakınlık değildir. İletişim, her zaman temas anlamına gelmez. Bir insanın hayatını izlemekle o hayata gerçekten eşlik etmek arasında büyük bir fark vardır. Belki de artık birbirimizin hayatlarını izliyor, ama birbirimizin hayatına yeterince dokunmuyoruz. Herkesin bir sahnesi var, peki ya kulisi?

***

Modern insan, hayatını giderek daha fazla görünür kılmaya çalışıyor. Mutluluklarını paylaşıyor, başarılarını sergiliyor, güzel anlarını özenle seçip başkalarının bakışına sunuyor. Sosyal medya, hayatlarımızın hiç bitmeyen bir sahnesine dönüşüyor.

Herkesin ışıkların altında olduğu bu dünyada, kimse kuliste neler yaşandığını pek konuşmuyor. Bir fotoğrafın altına yüzlerce yorum gelebiliyor; ama insanın kendini değersiz hissettiği bir gecede arayabileceği tek bir kişi bile olmayabiliyor. Bir paylaşım binlerce kişiye ulaşabiliyor; ama insanın içindeki sıkıntı tek bir kalbe bile ulaşamayabiliyor.

***

Üstelik başkalarının hayatlarına baktıkça kendi hayatımızın eksiklerini daha fazla görüyoruz. Herkes mutlu, herkes başarılı, herkes bir yerlere yetişiyor gibi görünüyor. Kendi kırılganlığımızı, başkalarının özenle seçilmiş anlarıyla karşılaştırıyoruz.

***

Oysa gördüğümüz, hayatın bütünü değil; çoğu zaman yalnızca gösterilmeye değer bulunan parçalarıdır. Başkalarının vitrinlerini kendi arka odalarımızla karşılaştırıyoruz. Ve bazen tam da bu yüzden, çevremizde bu kadar çok insan varken kendimizi daha yalnız hissediyoruz.