Bugün size özellikle doğma büyüme 7 göbek Antalyalı olanların anılarında kalan bir tesisten (köhneleşmiş binadan) bahsedeceğim. Her gün önünden geçip “AH” çekilen bir bina.

Hadi gelin bir yolculuğa çıkalım. Antalya'nın kalbi, falezlerin hemen üstünde, denize nazır bir noktada atıyordu bir zamanlar. Günümüzün Tevfik Işık Caddesi ile Sampi Kavşağı'nın kesiştiği yerde.

Eskilerin ‘40 daireler karşısı’ diye anacağı o tepede, 1938 yılında (bazı kaynaklara göre 1928 başlarında faaliyete geçen) şehrin ilk elektrik santrali ışıkları yaktı.

Santral, ‘Yedi Arıklar’dan gelen suyla çalışan bir hidroelektrik tesisiydi. Denizden yaklaşık 35 metre yükseklikteki konumunda, suyun düşüş enerjisini elektriğe çeviriyordu. 47 yıl, 1975'e kadar kesintisiz çalıştı.

Antalya'ya elektriği getiren adamın, Tevfik Işık Bey'in adı bugün o caddeye verildi; ama asıl mirası, paslanan demirleri, kırık camları ve suskun makineleriyle hâlâ orada duran o eski bina.

Her Antalyalının, özellikle eski neslin, o santralle ve hemen yanındaki eski mezbahayla ilgili bir anısı, bir hikâyesi vardır; Çocukken oradan geçen kablolara bakıp hayret etmek, ilk elektrik faturasını ödeyen babanın gururu, yaz gecelerinde falezlerden yükselen serin rüzgârla karışan motor sesi.

Yıllar geçti, santral atıl kaldı. Paslandı, unuttu kendini. Ama umut hiç bitmedi. Bir dönem eski Muratpaşa Belediye Başkanı Süleyman Evcilmen, binayı restore ettirip bir müze haline getirme hayali kurdu.

Antalyalıların ve turistlerin ziyaret edebileceği, şehrin sanayi tarihini anlatan bir mekân olacaktı. Evcilmen’in o hayali de yarım kaldı.

Sonra yakın geçmişte, Antalya Valisi Hulusi Şahin konuya el attı. Valiliğin şirketi AYDAŞ üzerinden santralin tahsisini sağladı, restore edilip turizme kazandırılması için adımlar atıldı. Hatırlıyorum; Vali Şahin'in açıklamalarıyla birlikte hepimiz heyecanlandık. “Bu sefer olacak” dedik. Tarihi bina bir restorana, belki bir kültür-sanat merkezine dönüşecekti.

Şehrin en güzel manzaralarından birine sahip o nokta, yeniden canlanacaktı. 7 Mehmet gibi köklü işletmeler dahil birçok yatırımcı incelemeye geldi. Proje masaya yatırıldı, hesaplar yapıldı.

Ama maliyetler yüksek çıktı. Kimse geri adım atmak istemedi ama atmak zorunda kaldı. Yine olmadı. Bir hayal daha, hayal olarak kaldı. Bugün o bina hâlâ orada duruyor; Falezlerin üstünde, denize bakan yüzüyle sessizce bekliyor. Paslı kapıları, kırık pencereleriyle adeta “Beni neden unuttunuz?” diyor.

Antalya'da nice hayal böyle yarım kaldı. Bu santral de onlardan biri. Ama vazgeçmemeliyiz. Çünkü bir şehrin hafızası, yarım kalmış hayallerde saklı.

Antalya gibi bir turizm şehrinde, Cumhuriyet'in erken dönem endüstri mirasını temsil eden bu yapı, neden hâlâ atıl? Umut bitmez elbet. Belki başka bir bahar gelir.

Onları tamamlamak, sadece bir binayı kurtarmak değil; geçmişle geleceği buluşturmak, Cumhuriyet'in ilk ışıklarını bugüne taşımaktır.

Ne dersiniz Antalyalılar? Bu konuyu yeniden gündeme getirelim mi? Belki bu kez, o hayal gerçek olur. Tevfik Işık Bey'in ışığı yeniden yanar.

Belki bir gün Tevfik Işık Bey'in mirası, sadece cadde adı olmaktan çıkar; yeniden ışık saçar. Ama o baharı görmeye ömür yeter mi? İşte asıl hüzünlü soru bu.

Bugün “Bu mevzu nereden çıktı?” diye soranlara ise cevabım; Sanal medyada gezerken gözümün takıldığı bir fotoğraf karesinden olacak. Bir fotoğraf bir konu. Mesele görmekte!