Son zamanlarda biraz gündem yoğunluğu, biraz gönül kırgınlığı nedeniyle Antalyaspor’u ihmal ettiğimin farkındayım. Kırmızı çizgimiz olan takımımızın yaşadığı malum zor günleri anlatmaya gerek yok.

Puan tablosuna bakmaya hiç içim el vermiyor. Sonra düşünüyorum, “Biz bu hale nasıl geldik?” diye. Sorunun cevabı çok ama yazmanın bu aşamada kimseye zerre kadar faydası yok.

Süper Lig’de geri sayım sürüyor. Şampiyonluk mücadelesi verenlerle kümede kalmak çabalayanlar alabora olmamak için var güçleriyle küreklere asılıyor.

Böyle bir ortamda teknik adamlar, oyuncular, taraftarlar ve biz gazeteciler uykusuz geceler geçiriyoruz! Elimizde kalem kağıt hesaplar yapıyoruz. Bu noktada aslolan ise kenetlenmek!

Tarih 3 Mayıs Pazar gününü gösterdiğinde, saatlerde akrep 8’in üstünde, yelkovan tam 12’nin üzerindeyken bir kentin en kritik 90 dakikası başlayacak. Sözünü ettiğim gün ve saat, Antalyaspor’un Alanyaspor ile oynayacağı Süper Lig karşılaşmasının başlama anı. Normal şartlar altında bir futbol kentinde hayatın akışının durması, nefeslerin tutulması, yaşamın kilitlenmesi gereken bir an.

Ancak gelin görün ki, bu bugünün değil, geçmişten gelen yıllar içinde sürekli azalan bir ilginin hikayesi olarak karşımıza çıkıyor. Kimin umurunda Antalyaspor’un içinde bulunduğu durum?

Buraların deyimiyle sen, ben, bizim oğlan. Sağdan say 10 bin kişi soldan say 15 bin kişi. Oysa öyle mi olmalı 2 milyon 700 bin kişilik şehirde?

Kentte ayağa kalkmanın tam zamanı! Sayın Vali zaten aylardır her bir Antalyasporludan daha fazla gayret gösteriyor ama arkasından gelen yok.

Bir Bakanımız Mehmet Nuri Ersoy’un bir de kulübün Onursal Başkanı Menderes Türel’in ismini duyuyoruz. Takımı yaşatmak, mali durumu düze çıkarmak için gayret gösterenler arasında.

Kaderine terk edilmiş, Rıza Perçin başkanlığında 3-4 kadar aktif çalışan yöneticinin elinde kalmış bir kulüp. Terk edilmiş; tabiri caizse şehrin orta yerine itilmiş.

Evinin barkının çoluğunun çocuğunun rızkını harcayıp hayatının en anlamlı yerlerinden birine konumlandırdığı takımına destek olmak için türlü fedakarlıktan kaçınmayan bir grup taraftar.

İyi ki varlar, Allah onların ayağına taş değdirmesin. Onlar da olmasa dükkanı kapatıp gideceğiz. El alemin yaptığına yutkunup bakıp kaderimize küseceğiz.

Tabi bu noktada benim gibi birkaç Antalyasporlu gazeteci meslektaşım var. Antalyaspor’un derdi ile dertlenen. Bazıları küskün veya kırgın.

Bugün sormamız gereken soruların arasında “Neden bu duruma geldik? Nasıl oldu da bu dünya kentinin futbol takımına sahip çıkamadık? Niçin para dolu olması gereken kasa tam takır kuru bakır? Daha iyi oyuncular neden alınmadı? Neden tribünler boş? Biz bu yazıyı neden yazmak zorunda kalıyoruz?” gibi sorular olmamalı.

Bunlar elbette sorulabilir ve sorulmalı ama bugün değil. Bugün bunları kenara bırakıp bir nevi var olma, ayakta kalma savaşının verileceği günler!

Tüm dünyada İstanbul’dan sonra ikinci bilinen Türk kenti Antalya’nın futbol takımının kader gününe şahit olacağız 3 Mayıs akşamı.

Düşmanlıkları, hesapları, kin tutmayı, menfaati, parayı pulu, hatta daha da ileri gideyim 2 saat için eşimizi dostumuzu sevdiklerimizi bir kenara bırakıp üzerimize düşen şehirdaşlık (aidiyet) sorumluluğumuzu yerine getirme zamanı.

O stadı cehennem haline getirmek, son Göztepe maçında içlerinden çekilmiş gibi görünen savaşçı ruhu futbolculara yeniden kazandırmak için fedakarlık yapma zamanı.

Rakip de yabancı değil, bizim kentimizin takımı. Ama önce can sonra canan! Kimse kusura bakmasın.

Ben de bir gazeteci olarak arkasında hiçbir hesabım, planım, menfaatim, çıkarım olmadan eleştiriler yaptım. Zaman zaman kendi taraftarımızdan tepki de gördüm ama hepsinin canı sağ olsun, hakkımı helal ettim.

Bugün geldiğimiz noktada beni en çok eleştirenle aynı tribünde omuz omuza Antalyaspor diye bağırmaktan hiç gocunmam. Çünkü gün bu şehre ihanet eden değil sahip çıkanların günü.

Herkese aynı duygularla bu mücadeleye odaklanmasını tavsiye ediyorum. Aksi halde kötü bir anı olarak gelecekte bunları yazıp, çizip anlatacağız.

Henüz hiçbir şey için geç değil. Eğer kendi göbeğini kendi kesecek durumdaysan hala bir umut vardır ve büyük umuttur. Antalyaspor’un da bu gücü var.

Futbolcuların birçoğu yıllardır bu takımın formasını giyiyor. Özellikle Türk futbolcular. Onlar da durumun ciddiyetinin farkındalar. Gereğini yapacaklardır ama bize düşen; gereği nedir, onlara en can alıcı örneklerle göstermektir.

Kentin tüm siyasileri, belediye başkanları, bürokratları, STK başkanları size de sesleniyorum. Herkesi maça davet edin, üyelerinize mesajlar atın, hem kurumlarınızdan hem şahsi sosyal medya hesaplarınızdan! Gelenler sesleri ile gelemeyenler duaları ile Akreple beraber olsun.

Göreceksiniz ki hepimiz bir araya geldiğimizde neler başarabiliriz. Unutmayalım; Tarih 3 Mayıs Pazar gününü gösterdiğinde, akrep 10’un üzerinde, yelkovan da tam 12’nin üzerinde iken gülerek o stattan ayrılmak bizim elimizde.

Gün birlik olma günü! Haydi, geçmişte başardık şimdi de başarabiliriz!