Doğu Akdeniz’de yıllardır doğalgaz rezervlerinin büyüklüğünü, kimin hangi parselde sondaj yaptığını ve deniz yetki alanlarını tartışıyoruz. Oysa bugün çok daha kritik bir aşamaya geçiliyor. Artık mesele yalnızca gazı bulmak değil; bulunan gazı kimin işleyeceği, kimin sıvılaştıracağı, hangi limandan çıkaracağı ve hangi güzergâhtan Avrupa’ya ulaştıracağıdır.
Enerjide gerçek güç rezervin üzerinde oturmaktan çok, rezerv ile pazar arasındaki yolu kontrol etmekten geçiyor.
İşte Doğu Akdeniz’in yeni enerji haritası tam da bu nedenle çiziliyor.
KRONOS İLE DENKLEM DEĞİŞİYOR
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi açıklarındaki 6'ncı Blok'ta bulunan Kronos sahası artık yalnızca keşfedilmiş bir rezerv değil. İtalyan Eni ile Fransız Total Energies temmuz ayında nihai yatırım kararını aldı. Sahada 3 trilyon fit küpün üzerinde gaz bulunduğu belirtiliyor. Hedef, üretime 2028'de başlamak ve günlük yaklaşık 500 milyon fit küplük üretim seviyesine ulaşmak.
Asıl önemli nokta ise gazın izleyeceği güzergâh.
Kronos gazı doğrudan Avrupa'ya uzanacak devasa yeni bir boru hattına bağlanmayacak. Deniz altından Mısır'a taşınacak, Zohr sahasının mevcut tesislerinde işlenecek, ardından Damietta'daki LNG tesisinde sıvılaştırılacak ve tankerlerle başta Avrupa olmak üzere uluslararası pazarlara gönderilecek.
Bu model Doğu Akdeniz enerji jeopolitiğinde önemli bir paradigma değişikliğine işaret ediyor: Yeni ve pahalı mega projeler yerine mevcut altyapının kullanıldığı daha kısa ve ekonomik güzergâhlar öne çıkıyor.
MISIR GAZ ÜRETMENİN ÖTESİNE GEÇİYOR
Bu tabloda en dikkat çekici ülke Mısır.
Çünkü Kahire'nin stratejisi yalnızca kendi doğalgazını satmak üzerine kurulu değil. Mısır kendisini Doğu Akdeniz'in enerji işleme ve ihracat merkezi haline getirmeye çalışıyor.
Kıbrıs açıklarında çıkarılan gaz Mısır'a geliyor. Zohr altyapısı devreye giriyor. Damietta'da sıvılaştırılıyor. Ardından LNG tankerleriyle Avrupa'ya gönderiliyor.
Başka bir ifadeyle gaz başka bir ülkenin deniz sahasından çıkıyor ama ticari değer zincirinin kritik halkaları Mısır topraklarında kuruluyor.
Mısır yönetiminin Kronos kararını “bölgesel gaz merkezi” olma stratejisinin parçası olarak değerlendirmesi bu nedenle tesadüf değil.
Enerji jeopolitiğinde yeni dönemin formülü tam da burada saklı: Rezerv sahibi olmak önemlidir; fakat rezervlerin geçmek zorunda olduğu altyapıya sahip olmak bazen çok daha değerlidir.
AVRUPA'NIN HÜRMÜZ ENDİŞESİ
Doğu Akdeniz'deki hareketliliği yalnız bölgesel gelişmelerle açıklamak da eksik kalır.
Avrupa'nın enerji güvenliği son birkaç yılda iki büyük kırılma yaşadı. Önce Rusya-Ukrayna savaşıyla Rus doğalgazına bağımlılığın stratejik bedeli görüldü. Ardından İran savaşı ve Hürmüz Boğazı'ndaki aksaklıklar Körfez kaynaklı LNG'nin de jeopolitik risk taşıdığını yeniden hatırlattı.
İşte bu nedenle Doğu Akdeniz gazının değeri yalnız metreküp hesabıyla ölçülemez.
Mısır, Yunanistan ve GKRY'nin eylül ayında El Alameyn'de bir kez daha destek verdiği model, Kıbrıs gazının Mısır üzerinden Avrupa'ya ulaştırılmasını ve Yunanistan'ın da Güneydoğu ve Orta Avrupa'ya uzanan dağıtım zincirinde rol üstlenmesini öngörüyor.
Dolayısıyla ortaya şu hat çıkıyor:
Kıbrıs açıkları → Mısır → LNG → Yunanistan → Avrupa.
Bu yalnızca bir enerji rotası değildir. Aynı zamanda yeni bir jeopolitik eksen arayışıdır.
EASTMED NEDEN GERİ PLANDA KALDI?
Bir dönem Doğu Akdeniz denildiğinde herkes EastMed boru hattını konuşuyordu. İsrail ve Kıbrıs gazının Yunanistan üzerinden Avrupa'ya ulaştırılması planlanıyordu.
Fakat harita üzerinde çizgi çizmek ile denizin binlerce metre altından ekonomik bir boru hattı geçirmek aynı şey değildir.
Yüksek maliyetler, teknik güçlükler, finansman sorunu ve projenin ticari uygulanabilirliği üzerindeki tartışmalar EastMed'i geri plana itti.
Bugün ortaya çıkan model çok daha pragmatik: Gazı, zaten kurulmuş Mısır altyapısına ulaştır; orada işle ve LNG'ye dönüştür, ardından gemiyle istediğin pazara taşı.
Bu değişim bize enerji jeopolitiğinin önemli bir kuralını yeniden hatırlatıyor:
Coğrafya önemlidir ama ekonomi coğrafyaya rağmen karar verebilir.
PEKİ TÜRKİYE BU HARİTANIN NERESİNDE?
Asıl sorulması gereken soru budur.
Doğu Akdeniz'de Türkiye'yi dışarıda bırakan her enerji haritasının önünde değişmeyen bir gerçek bulunuyor: Türkiye bölgenin en büyük pazarlarından biri, Avrupa'ya uzanan önemli enerji koridorlarının üzerinde ve güçlü bir boru hattı ile LNG altyapısına sahip.
Üstelik Türkiye yalnız tüketici değildir.
TANAP, TürkAkım, Mavi Akım, LNG terminalleri, yüzer LNG depolama ve gazlaştırma gemileri ve Silivri ile Tuz Gölü'ndeki depolama altyapısı düşünüldüğünde Türkiye giderek bir enerji kavşağı niteliği kazanıyor.
Bu nedenle Doğu Akdeniz'de Ankara'yı devre dışı bırakmayı amaçlayan her denklem, jeopolitik gerçeklikle ekonomik rasyonalite arasında sıkışmaya mahkûmdur.
Burada Türkiye'nin yapması gereken ise yalnızca “bizi dışlıyorlar” demek değildir.
Daha büyük düşünmek gerekir.
ENERJİDE CEVAP SONDAJDAN FAZLASIDIR
Türkiye'nin Doğu Akdeniz stratejisinin bundan sonraki aşaması sondaj gemilerinin sayısından ibaret olamaz.
Enerji diplomasisi; boru hatlarını, LNG altyapısını, elektrik bağlantılarını, deniz yetki alanlarını, ticaret koridorlarını ve bölgesel ortaklıkları aynı masada değerlendirmeyi gerektiriyor.
Çünkü karşı tarafta da artık tek bir proje yok.
Kronos doğalgazı var.
Mısır'ın LNG tesisleri var.
Yunanistan'ın Avrupa'ya açılan enerji koridoru iddiası var.
Bir taraftan da Great Sea Interconnector (GSI – Büyük Deniz Enterkonnektörü) ile Yunanistan ve GKRY arasında elektrik bağlantısı kurulmaya çalışılıyor. Projede Fransız sermayesinin ağırlığının artması ve deniz tabanı araştırmalarının yeniden gündeme gelmesi, enerji rekabetinin yalnız hidrokarbonlarla sınırlı olmadığını gösteriyor.
Yani Doğu Akdeniz'de gaz boruları ile elektrik kabloları aynı jeopolitik haritanın üzerine döşeniyor.
YENİ HARİTAYI BORULAR ÇİZECEK
Doğu Akdeniz'in önümüzdeki on yılına baktığımızda ilginç bir tablo ortaya çıkıyor.
Dün savaş gemilerinin dolaştığı sularda bugün sondaj gemileri, deniz altı boruları, LNG tankerleri ve elektrik kabloları konuşuluyor. Fakat araçlar değişse de mücadele aynı: Enerjinin üretildiği nokta ile tüketildiği pazar arasındaki güzergâhı kim kontrol edecek?
Kronos'un 2028'de üretime geçmesi planlanıyor. Gaz Mısır'da işlenecek, LNG'ye dönüştürülecek ve Avrupa pazarına çıkacak. Eni bu modeli açık biçimde Doğu Akdeniz'de bölgesel bir gaz merkezinin kurulması olarak tanımlıyor.
Ancak haritanın ortasında hâlâ Türkiye var.
Bu nedenle Ankara açısından mesele, oluşmakta olan yeni enerji mimarisini uzaktan izlemek değil; ekonomik, diplomatik ve jeopolitik araçlarını kullanarak bu mimarinin kurucu aktörlerinden biri olmaktır.
Çünkü enerji tarihinde haritaları yalnız sınırlar çizmez.
Bazen bir boru hattı sınırdan daha güçlüdür. Bazen bir LNG terminali bir askeri üs kadar stratejiktir. Bazen denizin altından geçen bir elektrik kablosu, üstündeki savaş gemisinden daha kalıcı sonuçlar doğurur.
Doğu Akdeniz'de bugün yaşanan tam olarak budur.
Enerji haritası yeniden çiziliyor.
Ve bu kez kalemi tutanların elinde yalnız diplomatik antlaşmalar değil; boru hatları, LNG terminalleri ve deniz altı kabloları var.